Author Archives: Av. Mustafa Yolcu

Receiving a Notification from the Courthouse

Adliyeden Tebligat Gelmesi – İzmir Avukat

Mahkeme, Cumhuriyet Savcılığı veya icra dairelerinden size gelen her evrak, resmi bir işlem hakkında size bilgi vermek için gönderilir. Bu kurumlar tarafından gönderilen evrağa, tebligat adı verilir.

Adliyeden tebligat gelmesi ise, hukuki veya cezai bir durum hakkında bilgilendirmenin sağlanabilmesi içindir. Bir başka anlatımla hukuk ve ceza mahkemelerinden gelen tebligatlar çoğunlukla hakkınızda açılmış dava, duruşma tarihi, vb. ile ilgilidir. Yine başka bir ihtimal de dosyada tanık olarak bildirilmiş olma durumu olabilir. Bir dosyada tanık iseniz yine duruşma tarihi tarafınıza tebligat yapılarak bildirilir. Cumhuriyet Savcılıklarından gelen evraklar ise çoğunlukla ifade vermeniz için olmaktadır. Cumhuriyet Savcılığı, adliye, mahkeme ya da icra daireleri gibi resmi kurumlardan gönderilmiş olan her türlü evrak tebligat olarak kabul edilmektedir. Tebligatlar, resmi işlemler hakkında bir çeşit bilgilendirme ya da uyarı özelliğine sahiptir.

Code of Criminal Procedure gereği yargı mensuplarınca dinlenecek kişiler usulüne uygun yapılacak davetiye ile çağrılır. Usulüne uygun çağrı, davetiyeyle yani tebligatla olur. Davetiye de çağrı nedeni, ne sıfatla çağrıldığı açıkça belirtilir kişi hakkında gelmezse zorla getirileceği yazılır. Adliyeden tebligat gelmesine rağmen, bu çağrı üzerine mahkemeye, savcılığa gitmeyen müşteki(şikayetçi), şüpheli, sanık, mağdur, tanık ve bilirkişi zor kullanılarak savcılık, hakim ve mahkeme karşısına çıkarılır. Zorla getirme kararı kişinin özgürlüğünü sınırlandıran bir koruma tedbiridir.

Uygulamada genellikle kolluk zorla getirme kararı verilen kişinin evine giderek zorla getirme emrini ilgili kişiye veya yakınına tebliğ etmekte, kişi kapıyı açmazsa dahi kanun gereği eve girememekte ihtar kağıdı bırakmaktadır. Zorla getirme kararı belirli bir tarihte hazır edilerek o tarihte dinlenmesi şeklinde verilebileceği gibi günsüz yani kişinin gece gündüz fark etmeksizin yakalanarak dinleneceği yerde hazır edilmesi şeklinde de verilebilir.

Adliyeden tebligat gelmesi ile usulüne uygun çıkarılan davetiye ile çağrılan; şüpheli, sanık, tanık ve bilirkişi hakkında zorla getirme kararı verilip bu kararı ile hazır edilemeyen kişiler hakkında sonrasında yakalama kararı çıkartılır.

Adliyeden tebligat gelmesi başlıklı makalemizdeki bilgilerin yanı sıra, gönderilen tebligatın üzerindeki bilgileri dikkatle okursanız gereken tüm bilgilerin yazılı olduğunu göreceksiniz. Eğer bu bilgilerin karmaşık veya anlaşılmaz olduğu düşüncesinde iseniz bir avukatın yardımını almalısınız. Elinizde tebligat ile birlikte adliyeye gittiğinizde Danışma Masasındaki görevliler de size yardımcı olacaktır.

İcra dairelerinden gelen evraklara da özellikle dikkat etmenizde fayda vardır. Örneğin evrağı almadığınız takdirde muhtarlığa bırakılan evrak, yasal anlamda size tebliğ edilmiş sayılacaktır. Eğer gelen evrak bir icra takibine ilişkinse, tebliğden itibaren işlemeye başlayan itiraz süresini kaçırmanız takibin kesinleşmesine ve ödeme yapma durumunda kalmanıza neden olacaktır. Adliyeden tebligat gelmesi ile gelen her yazının resmi bir iş sebebiyle gönderildiğini ve büyük ihtimalle süreli olduğunu unutmayınız. Mahkemeler, Cumhuriyet Savcılıkları ya da icra daireleri tarafından size gönderilen tebligatlar oldukça önemli hususlar içerebilir. Bu nedenle içeriğini okumalı ve sizden beklenen eylem varsa yerine getirmelisiniz. Aksi halde, özellikle hak düşürücü süreleri kaçırabilir ve kullanabileceğiniz haklarınızı kullanamama durumu ile karşı karşıya kalabilirsiniz.

You may also be interested in the following studies:;

Address: Nergis Neighborhood, Girne Boulevard No: 83, Floor 2, Apartment 2, Karşıyaka, İzmir

E-mail: info@efeshukuk.com

Phone: +90 534 415 52 56

How to Appeal a Social Security Institution (SGK) Exit Code?

SGK Çıkış Kodu İtiraz – İzmir Avukat

SGK ÇIKIŞ KODUNA İTİRAZ NASIL YAPILIR?

İşverenler, işten çıkış kodunu hatalı ya da kötü niyetli şekilde bildirebilir. Eğer işverenin size ilişkin işten çıkış kodunu yanlış bildirdiğini düşünüyorsanız;

  • İşverenle Görüşme,
  • Arabuluculuğa başvurarak,
  • İş mahkemesinde dava açarak bu bildirimin düzeltilmesini talep edebilirsiniz.

1- İşverenle Görüşme

İşten çıkış kodunuzun hatalı olduğunu düşündüğünüz durumlarda, öncelikle işvereninize yazılı olarak başvurarak, bildirilen kodun dayandığı gerekçeleri resmi şekilde talep edebilirsiniz. Yanlışlık veya bilgi eksikliği nedeniyle hatalı kod bildirilmiş olabilir. İşverenle yazılı iletişim kurarak durumu netleştirmek ve çıkış kodunun düzeltilmesini talep etmek, sorunların en hızlı ve etkili şekilde çözülmesini sağlar.

İşten ayrılış kodunun hatalı girilmesi halinde, hatalı kodun işten ayrılış tarihinden itibaren 10 gün içinde elektronik olarak düzeltilmesi mümkündür. Ancak 10 günlük süre geçtikten sonra kodun değiştirilmesi için işverenin, SGK’nın ilgili birimine yazılı başvuruda bulunması ve değişikliğin sebebini gösterir gerekli açıklayıcı belge ile bilgileri sunması gerekmektedir. Bu başvuru üzerine SGK, sunulan belgeleri ve bilgileri inceleyerek araştırma yapar. İlgili birim, başvuruyu ve eklerini değerlendirir; eğer verilen bilgiler ve belgeler uygun görülürse, işten çıkış kodunun düzeltilmesine izin verir. Aksi takdirde, başvuru reddedilebilir veya ek bilgi talep edilebilir.

İşçinin ise tek başına SGK’ya başvurup çıkış kodunu değiştirmesi mümkün değildir; bu işlem yalnızca işverenin ya da her iki tarafın birlikte başvurusu üzerine yapılabilir. Dolayısıyla, işçinin hak kaybı yaşamaması için işverenle iletişime geçmesi ve birlikte çözüm araması zorunludur.

2-Arabuluculuk

22.03.2025 tarihinde SGK tarafından yayımlanan 2025/8 sayılı Genelge ile, işten çıkış kodlarının arabuluculuk anlaşmaları doğrultusunda resmî olarak değiştirilebilmesinin önü açılmıştır.

Bu Genelge ile, 22.02.2013 tarihli ve 2013/11 sayılı “Sigortalılık İşlemleri” konulu Genelge’ye şu düzenleme eklenmiştir:

“Sigortalılığın; kıdem tazminatı veya ihbar tazminatı ödenmeyecek şekilde işten ayrılış nedeni bildirilerek sona ermesi akabinde arabuluculuk anlaşma belgesi veya mahkeme kararı ile işçiye, kıdem tazminatı veya ihbar tazminatı ödenmesine yönelik karar verilmesi durumunda; sigortalı işten ayrılış nedeni, sigortalı veya işverenin ilam niteliğindeki arabuluculuk anlaşma belgesi veya mahkeme kararı ile Kuruma müracaatı üzerine ilgili mahkeme veya arabuluculuk kararına uygun olan işten ayrılış nedeni ile değiştirilecektir.”

Bu değişiklikle birlikte ilk bildirilen kod, tazminat hakkı doğurmayan bir kod olsa dahi, sonradan yapılan bir ihtiyari arabuluculuk anlaşması ile tazminat ödemesi kararlaştırılmışsa, işten çıkış kodu resmî olarak değiştirilebilecektir. Bu durum, işçinin işsizlik maaşı gibi sosyal haklardan da yararlanmasını mümkün kılabilecektir.

3- Mahkeme Kararı

Eğer işveren düzeltme yapmazsa veya işçi işverenle arabuluculukta anlaşamazsa, işçi hukuki yollara başvurabilir. Bu durumda, işçi iş mahkemesine başvurarak, işten çıkış kodunun düzeltilmesini ve bununla birlikte ödeme almadıysa işçilik alacaklarının da ödenmesini talep eder. İşçilik alacaklarından işveren sorumlu olmakla birlikte işten çıkış bildirgesi işveren tarafından verildiği için dava SGK’ya değil, doğrudan işverene karşı açılır.

Mahkeme sürecinde; iş sözleşmesi, işçinin çalıştığı süre, işten çıkış nedeni ve tarafların sunduğu diğer belgeler değerlendirilir. Mahkeme, çıkış kodunun hatalı olduğuna karar verirse, bu kararı SGK ve İŞKUR’a gönderir ve resmi kayıtların düzeltilmesi sağlanır.

Çıkış kodunun düzeltilmesi, işçinin işsizlik maaşı alma, kıdem ve ihbar tazminatı gibi haklarını kullanabilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Ayrıca, hatalı çıkış kodu işçinin gelecekteki iş başvurularında olumsuz sicil oluşmasına neden olabilir. Bu nedenle işverenlerin çıkış kodlarını doğru ve hukuka uygun olarak bildirmesi zorunludur.

Other works we have prepared within the scope of Labor Law;

Izmir Employment Lawyer

Address: Nergis Neighborhood, Girne Boulevard No: 83, Floor 2, Apartment 2, Karşıyaka, İzmir

E-mail: info@efeshukuk.com

Phone: +90 534 415 52 56

Address: Nergis Neighborhood, Girne Boulevard No: 83, Floor 2, Apartment 2, Karşıyaka, İzmir

E-mail: info@efeshukuk.com

Phone: +90 534 415 52 56

Consumer Rights in Case of Vehicle Depreciation

Araç Değer Kaybı Halinde Tüketicinin Hakları – İzmir Avukat

1- Araç değer kaybı nedir?

Yargıtay kararlarında da vurgulandığı gibi, bir araç tamamen onarılsa bile kaza geçirmesi nedeniyle değer kaybına uğrar. Bu durumda, araç hasarlı olarak kabul edilir ve hiçbir hasar görmemiş bir aracın değerine göre daha az değerlidir. İşte, araç değer kaybı, bir aracın hasar gördükten veya kaza yaptıktan sonra, yeniden satıldığında piyasa değerinin kaybı olarak ifade edilebilir. Bu kayıp, aracın hasar görmesi nedeniyle oluşur ve aracın daha önce hiç hasar görmemiş bir araçtan daha az değerli hale gelmesine neden olur. Bu durumda, aracın hasar gördüğü yer, hasarın ciddiyeti, aracın yaşına ve kilometre durumuna göre değer kaybı miktarı değişecektir. Kaza esnasında hasara uğrayan araç kusursuz ya da daha az kusurlu olduğu müddetçe kusurlu tarafta aracında oluşan değer kaybı bedelini isteyebilecektir. Değer kaybından hem araç sahibi, hem sürücü hem de karşı tarafın trafik sigortasını yapan sigorta şirketi sorumlu olacaktır. Sigorta şirketinin hasardan sorumluluğunun poliçe miktarı ile sorumlu olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir.

2- Tüketicilerin hakları nelerdir?

Tüketicilerin araç değer kaybı halindeki hakları, Türk Borçlar Kanunu ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun‘da düzenlenmiştir. Tüketiciler, kazanın diğer tarafının kusuruna bağlı olarak araç değer kaybı tazminatı talep edebilirler. 

3- Hasar sebebi nasıl tespit edilir?

Aracın değer kaybının nedenlerinin belirlenmesinde eksper büyük bir rol oynar. Eksper, aracın hasarını belirlemek ve hasarın nedenini açıklayacak bir rapor hazırlamak için gerekli olan araç incelemesini gerçekleştirirler ve hasar raporu düzenler. Bu rapor, aracın hasarını ayrıntılı bir şekilde belirleyen ve hasarın nedenlerini detaylı olarak açıklayan bir belgedir. Hasar raporunun doğru ve eksiksiz bir şekilde hazırlanması çok önemlidir. Hasar nedeninin açıkça belirlenmediği durumda, aracın değer kaybı miktarını eksik veya hatalı bir şekilde hesaplanabilir. Bu nedenle, hasarın nedeninin açıkça tespiti, tüketicinin aracın değer kaybı miktarını doğru bir şekilde hesaplamasına yardımcı olacaktır. 

4- Değer kaybı tazminatının belirlenmesi

Değer kaybı tazminat tutarı, aracın hasarının ciddiyeti ve aracın yaşı gibi faktörlere göre belirlenir. Hasarın ciddiyeti arttıkça tazminat tutarı da artar. Benzer şekilde, daha eski bir araç için tazminat tutarı daha az olabilir çünkü araç zaten eski olabilir veya değeri azalmış olabilir. Bu nedenle, tazminat tutarının belirlenmesinde hasarın ciddiyeti ve aracın yaşı önemli faktörlerdendir. Ayrıca, tazminat tutarının belirlenmesinde kullanılacak olan yöntemlerin ve hesaplama formüllerinin doğru seçilmesi de önemlidir. Tüketicinin, sigorta şirketi tarafından teklif edilen tazminat tutarını kabul etmeden önce tazminat tutarının nasıl hesaplandığını ve aracın piyasa değerini etkileyen faktörleri kontrol ettirmek için uzman bir avukata ve ekspere başvurması iyi olacaktır.

5- Araç değer kaybına ilişkin yargılama süreci

Değer kaybı sigorta şirketinden talep edildiği takdirde: Değer kaybı talebinde bulunma süresi, hasarın gerçekleştiği tarihten itibaren iki yıldır. Tüketicilerin, bu süre sona ermeden önce sigorta şirketinden araç değer kaybı tazminatı talebinde bulunması gerekmektedir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da, tazminat için başlatılacak bir yasal süreç öncesinde, sigorta şirketine yazılı başvuruda bulunma zorunluluğu mevcuttur. Sigorta şirketi, bu başvuru akabinde tüketici talebini inceleyerek ödeyecek olduğu tazminat tutarını belirleyecektir. Sigorta şirketinin tazminat talebini reddetmesi durumunda veya tazminat tutarı tüketicinin talep ettiği miktardan düşük olduğunda, tüketicinin hukuki süreç başlatma hakkı vardır. Burada başlatılacak yasal süreçte asliye ticaret mahkemeleri görevli olduğu gibi sigorta tahkim komisyonuna da başvuruda bulunulabilir. Sigorta tahkim komisyonun yargılama süresi Asliye ticaret Mahkemelerinden çok kısa olduğu ve altı ay gibi bir sürede yargılama işlemini tamamladığı için daha çok tercih edilmektedir. Ancak sigorta tahkim komisyonunun yargılama yetkisinin sınırlı olduğu ve her dosyanın sigorta tahkim komisyonunda görülme ihtimalinin olmadığını da hatırlatmakta fayda var. Asliye ticaret mahkemesinin ise yargılama yetkisi çok daha geniştir. Asliye ticaret mahkemesinde dava açmaya karar verildiği takdirde, dava açmadan önce zorunlu arabuluculuk süreci olduğunu konusunda da uyarmak gerekir. Hukuki süreçte bir avukat ile çalışmak, tüketicinin haklarını savunarak tazminat talebinin kabul edilmesi veya daha yüksek bir tazminat tutarının alınması konusunda yardımcı olabilir.

For our other articles prepared under the Consumer Protection Law No. 6502 (TKHK);

Address: Nergis Neighborhood, Girne Boulevard No: 83, Floor 2, Apartment 2, Karşıyaka, İzmir

E-mail: info@efeshukuk.com

Phone: +90 534 415 52 56

Employee Absence from Work

İşçinin İşe Gelmemesi – İzmir Avukat

When a worker falls ill or has an accident, a doctor issues a sick leave certificate. This certificate, also known as a medical exemption certificate, is issued by a doctor but is subject to certain legal limitations. Labor Law |’According to the law, if an employee's health deteriorates due to their own negligence or lifestyle, the employer may terminate the employment contract for just cause due to the employee's absence from work.

Bilindiği üzere, 4857 sayılı İş Kanunu’nun işverenin haklı nedenle iş sözleşmesini feshini düzenleyen 25. maddesinin II-g. bendinde “işçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi” halinde işverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan sebeplerle iş sözleşmesini işçinin işe gelmemesi nedeniyle  haklı nedenle ve derhal feshedebileceği yer almaktadır.

The absence mentioned in the relevant article can be defined as the employee's failure to come to work on working days when they are expected to be there, without a justifiable reason and without permission from the employer, regardless of whether the absence is intentional or negligent. Therefore, absence will not be considered to have occurred in other cases where the contract is suspended and the employee is not required to be present, such as unpaid leave. In this context, for an employee to be considered absent, they must fail to come to work during the expected working hours without a justifiable reason and without permission from the employer. Otherwise, the employee cannot be considered absent.

In relevant court precedents, it has been held that for an employer to benefit from the clause regarding termination for just cause due to an employee's absence from work, they must investigate whether the employee has a valid excuse, issue a summons to the employee to return to work or to state their excuse, and the absence must be proven in writing by an attendance report signed by at least two company employees.

The Labor Law No. 4857 outlines the circumstances under which an employee may not report to work. These can be exemplified as follows:.

  • The worker takes sick leave for 3 consecutive working days or the total number of sick leave days exceeds 5 working days in a month (Labor Law Article 25/1)
  • The worker's absence for two consecutive working days without permission and without justifiable cause, or twice within one month on a working day following a holiday, or a total of three working days within one month (Labor Law Article 25/2-g)
  • The existence of a compelling reason that prevents the employee from working at the workplace for more than one week (Labor Law Article 25/3)
  • If an employee is arrested or detained and is therefore unable to come to work, this exceeds the notice periods for termination stipulated in Article 17 (Labor Law Article 25/4).

The general provisions regarding employee absenteeism are defined in the law as follows. All of the above-mentioned instances of absenteeism fall under Article 25 of the Labor Law, which allows employers to dismiss employees for just cause. In other words, employees can be dismissed for just cause due to their absence from work in these circumstances. Dismissal due to employee absenteeism is subject to strict procedural rules. Since it has been observed in practice that failure to comply with procedural rules regarding employee absenteeism leads to loss of rights, the general procedural rules in this regard should be as follows:

  1. Tutanaklar : İşe gelinmeyen veya iş yerinden izin almadan ayrılınan her gün için ayrı tutanak tutulur. Tutanaklara imza atacak olan bölüm müdürleri sabit olmak kaydı ile şahitlerin farklı kişiler olmasına dikkat edilmelidir. Bunun mümkün olmaması halinde ancak aynı kişilere imza attırılmalıdır.
  2. İhtarname : İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına 2 işgünü işine devam etmemesi halinde son devamsızlık gününden itibaren 6 iş günü içerisinde önce işe başlaması veya geçerli mazeretini bildirmesi işçiye için ihtarname gönderilir. İhtarnamede işçiye verilecek olan süre genellikle 2-3 iş günü olur. 6 iş gününe dikkat etmek gerekir, bu sürenin kaçırılması halinde işçinin o günlerdeki devamsızlığı fesih sebebi olarak kullanılamaz.
  3. İhtarnamenin tebliği ve süreler : İşçiye işe davet ve mazeret ihtarı gönderildikten sonra derhal noter ile iletişime geçip gönderilen ihtarnamenin barkod numarası alınmalı ve en geç 3-4 gün sonra gonderitakip.ptt.gov.tr adresinden tebligatın işçiye ulaşıp ulaşmadığı kontrol edilmelidir. Tebligatın işçiye tebliğ tarihinden itibaren, ihtarnamede işçiye verilen 2-3 günlük süre beklenmeli ve bu sürede işçinin işe başlamaması veya mazeretini bildirmemesi halinde çıkış işlemleri yapılmalıdır.
  4. Çıkış işlemleri : İşçi verilen süreye rağmen işe başlamaması veya mazeretini bildirmemesi halinde, işçiye verilen sürenin sona erdiği günden itibaren 6 iş günü içerisinde,(Örneğin işe başlama veya mazeret için işçiye 2 iş günü süre verildi ise çıkış işlemleri en geç 2+6=8 iş günü sonuna kadar yapılmış olması gerekmektedir.)

Relevant Court Decisions For absence to constitute grounds for termination, it must not be based on a valid excuse. Since an employee granted paid or unpaid leave by the employer cannot be expected to go to work during their leave, this cannot be considered an absence. However, determining the timing of annual leave falls within the employer's management rights, so the employee cannot leave on their own accord. An employee's failure to report to work, claiming to be on annual leave, constitutes an absence unless the employer deems it to be on leave. (9th Civil Chamber, 2007/21656 E. 2008/18647 K)

An employee's absence from work does not always give the employer grounds for justified termination. If the absence is justified, the employer does not have the right to terminate the employment contract immediately and for just cause. Examples of justifiable reasons for absence include illness, the death or illness of a family member or close relative, or the employee's participation in witness or expert testimony.

The employer does not have the right to terminate the employment contract unless the period of absence is two consecutive working days, or two instances within a month on a working day following a holiday, or three working days within a month. The employee must not have worked at all on the specified working days. Simply summing up the hours of absence to reach a certain number of days does not create grounds for termination.

Devamsızlık, işçinin işine devam etmemesi halidir. İşyerine gittiği halde iş görme borcunu ifaya hiç başlamayan bir işçi devamsızlıkta bulunmuş sayılmamalıdır. İşçinin yapmakla yükümlü olduğu ödevleri hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi ayrı bir fesih nedeni olup, bu durumda 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-h bendi uyarınca değerlendirme yapılmalıdır.

Maddede geçen “bir ay” ifadesi takvim ayını değil ilk devamsızlıktan sonra geçecek olan bir ayı ifade eder. İlk devamsızlığın yapıldığı gün ayın kaçıncı günüyse takip eden ayın aynı günü bir aylık süre sona erer. Son ayda ilk devamsızlığının gerçekleştiği günün bulunmaması halinde son ayın son günü bir aylık süre dolmuş olur. Sonraki devamsızlar söz konusu ise takip eden aylık dönemler içinde değerlendirilir.( 9.HD. 2007/ 15152 2008/ 10326)

The holiday mentioned in Article 25/II-g of the Labor Law does not only refer to official holidays. Holidays agreed upon in the employment contract must also be taken into account. A working day refers to the days the employee is required to work. If an employee takes a day off during the week and is required to work on Sunday, then Sunday is considered a working day for that employee.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2012/ 23462 E. 2012/ 37672 K. Sayılı kararında cumartesi yarım gün çalışılan işyerinde, yarım gün çalışılsa dahi Cumartesinin de iş günü olduğunu, Cuma ve Cumartesi devamsızlık yapan işçinin ard arda iki gün devamsızlık yapmış sayılacağına karar vermiştir. Devamsızlık yapıldığını ispat etmek işverene, mazeretin bulunduğunu ispatlamak yükümlülüğü işçiye aittir. Devamsızlık yapılan her gün için ayrı ayrı tutanak düzenlenmelidir. Devamsızlık yapılan günler için topluca tek bir tutanak düzenlenmesi halinde bu tutanağa itibar edilmemektedir. Ayrıca düzenlenen tutanakların tanıklarca da doğrulanması gerekir.

Yapılan devamsızlık nedeniyle disiplin cezası verilmiş  ya da affedilmiş ise, bu devamsızlık daha sonra yapılacak fesih için haklı neden sayılamaz. İşçiye mükerrer ceza verilemez. (9.HD. 2008/ 8569-2640 E.K , 2011/ 16824-24234 E.K.)

Other works we have prepared within the scope of Labor Law;

Izmir Employment Lawyer

Address: Nergis Neighborhood, Girne Boulevard No: 83, Floor 2, Apartment 2, Karşıyaka, İzmir

E-mail: info@efeshukuk.com

Phone: +90 534 415 52 56

Responsibility of Shopping Websites

Alışveriş Sitelerinin Sorumluluğu – İzmir Avukat

Tüketici Hukuku’nun çok tartışılan konulardan bir tanesi tekrar gündemde. Örneğin; Trendyol, Çiçeksepeti, Amazon gibi internet siteleri (aracı hizmet sağlayıcı) üzerinden bir ürün satın aldınız. Fakat ürünün satıcısı bu hizmet sağlayıcı platformlarını kullanan 3. bir kişi. Burada aldığınız ürünün ayıplı çıkması halinde alışveriş platformu da sorumlu mudur?

Yargıtay’a göre uzunca bir süredir bu siteler sorumlu değildi. 25 Ocak 2022 tarihinde Resmi Gazete yayınlanan ve uygulamada “Çiçek Sepeti” kararı olarak bilenen karar ile Yargıtay 3. Hukuk Dairesi (2021/4000 E., 2021/11403 K.) aracı hizmet sağlayıcıların malın ayıplı çıkmasından kaynaklı olarak sorumlu tutulamayacağına karar vermiştir.

Karara konu olayda, tüketici, Çiçeksepeti üzerinden satın aldığı paketi açtığında içerisinde sigara izmariti bulması üzerine bedel iadesi talebiyle tüketici hakem heyetine başvurmuştur. Hakem heyeti, tüketici lehine karar vermiş ancak Çiçeksepeti, kararın iptali için mahkemeye başvurmuştur. Mahkeme, hakem heyeti kararının yerinde olduğunu belirterek davanın reddine karar vermiştir. Bunun üzerine Adalet Bakanlığı, kararın kanun yararına bozulması talebiyle Yargıtay’a başvurmuştur. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, konuyu değerlendirirken, Çiçeksepeti’nin bir aracı hizmet sağlayıcı olduğunu ve satıcının ‘Duman Pastanesi’ olduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle, Çiçeksepeti’nin ayıplı mal durumundan sorumlu olmadığına karar vermiştir.  İlgili yönetmeliğe göre, aracı hizmet sağlayıcı olan Çiçeksepeti’nin içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı faaliyetleri araştırmakla yükümlü olmadığı ifade ededilmiştir.

Öte yandan son tarihli 09 Haziran 2023 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2022/3467 E., 2022/6446 K.) kararı ile Aracı Hizmet Sağlayıcı internet sitelerinin sorumluluğu tekrar gündeme geldi. Bu yeni kararda, tüketiciye gönderilen bir televizyonun kırık olarak teslim edilmesi durumunda alışveriş platformunun sorumlu tutulabileceğini belirtildi. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, internet alışveriş platformlarının, satıcı olmasa da tüketiciyle doğrudan muhatap olduklarını ve tüketici tarafından yapılan ödemeyi tahsil ettiklerini göz önünde bulundurarak, ayıplı mal durumunda satıcıyla birlikte sorumluluk taşıdıklarını vurgulandı.

İlgili Yargıtay kararında 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ‘un 48/(5) maddesi dayanak gösterilmiş ve  internet ortamında oluşturdukları sistem üzerinden satıcı veya sağlayıcıların mal ve hizmet satışına aracılık edenlerin oluşturdukları sistem çerçevesinde satıcı veya sağlayıcıların mal veya hizmetlerinin mesafeli yöntemle tüketicilere ulaşmasına aracılık etmekte oldukları, aynı zamanda satıcı veya sağlayıcı adına tüketiciden mal veya hizmetlerin bedelini de tahsil ettikleri ifade edilmiş. Bu itibarla davalı taraf elektronik aracı hizmet sağlayıcı olarak sorumlu olduğuna yer verilmiştir.

Bu iki kararı karşılaştırdığımızda, Çiçeksepeti kararında alışveriş platformunun aracı hizmet sağlayıcı olarak kabul edilmesiyle sorumluluğun reddedildiği, ancak yeni tarihli Yargıtay kararında ise alışveriş platformlarının satıcı adına bedeli tahsil etmekte olduğu da gözetilerek sorumluluğunun kabul edildiği görülmektedir. Yargıtay’ın yeni kararıyla birlikte daha adil bir yaklaşım benimsendiği kanaatindeyim, zira 6502 ile esas olan tüketicinin korunmasıdır. Burada tüketicinin tüm alışveriş sürecinde muhatap aldığı alışveriş platformunun aradan çekilerek ne adresi ne kimliği alışveriş esnasında bilinmeyen satıcıyı sorumlu olarak işaret etmek, uygulamada tüketici açısından yüksek mağduriyet yaratmakta ve seçimlik hakların kullanımını oldukça güç hale getirmektedir. Umut ediyorum ki, Yargıtay uygulaması son güncel karar üzerinden devam eder ve alışveriş platformlarının sorumlu kabul edilmesi ile tüketici mağduriyetlerinin biraz da olsa önü kesilir.

For our other articles prepared under the Consumer Protection Law No. 6502 (TKHK);

Address: Nergis Neighborhood, Girne Boulevard No: 83, Floor 2, Apartment 2, Karşıyaka, İzmir

E-mail: info@efeshukuk.com

Phone: +90 534 415 52 56

What are the differences between cooperatives and commercial companies?

What are the Differences Between Cooperatives and Commercial Companies? – İzmir Lawyer

A cooperative is a private legal entity operating under a democratic system, established to meet the common needs of a group of people and to support economic and social development.

How is a cooperative established?

To establish a cooperative, its purpose must first be clearly defined. The field in which it will operate and the services or goods it will offer must be explicitly stated. A minimum of seven individuals or legal entities are required to establish a cooperative. These individuals will play an active role in its establishment and will hold membership rights. To prevent potential disputes in the future, the founding members must prepare articles of association. This will include the cooperative's name, purpose, address, membership rights, governing bodies, and other important rules. Once the cooperative's registration is complete and its governing bodies are formed, it can begin operations. 

What is the legal status of cooperatives?

In Türkiye, cooperatives are regulated by Law No. 1163. Cooperatives Law This law regulates the establishment, operation, management, supervision, and other aspects of cooperatives, thereby defining their legal status.

What rights do members have in cooperatives?

Every member has the right to participate in the management of the cooperative. Members have equal voting rights in the general assembly and make important decisions together. Voting rights provide the opportunity to participate in the management of the cooperative and influence decision-making processes. Dividends may be distributed to members from the cooperative's income. Dividends allow members to share in the cooperative's success. The distribution of dividends is generally based on membership shares. Members have the right to receive information about the cooperative's activities and financial status. The cooperative is obligated to provide members with activity reports, financial statements, and other important information.

What are the differences between cooperatives and limited liability and joint-stock companies?

Cooperatives are established to meet the common needs of their members and to support economic and social development. Limited and joint-stock companies, on the other hand, are profit-oriented commercial enterprises. While cooperatives work to increase the welfare of their members, limited/joint-stock companies generally aim to make a profit. In cooperatives, management is carried out through the democratic participation of the members. Each member has equal voting rights in the general assembly, and important decisions are made jointly. In limited and joint-stock companies, management is generally determined according to the voting power of the shareholders. The voting power of shareholders depends on the amount of shares they own. In cooperatives, profits are distributed to members not based on their capital, but in proportion to the commercial transactions the member has made with the cooperative. In limited and joint-stock companies, profits are distributed among the shareholders according to their share percentages. Cooperatives are businesses subject to private law regulations. In Türkiye, the legal status of cooperatives is regulated by Law No. 1163 on Cooperatives. Limited and joint-stock companies, on the other hand, are commercial enterprises subject to the Turkish Commercial Code. These differences demonstrate that cooperatives represent a unique business model based on principles of solidarity and cooperation, while limited and joint-stock companies have a more commercial and profit-oriented structure.

Here are some other works that might interest you:

Izmir Commercial Lawyer

Address: Nergis Neighborhood, Girne Boulevard No: 83, Floor 2, Apartment 2, Karşıyaka, İzmir

E-mail: info@efeshukuk.com

Phone: +90 534 415 52 56

The Penalty for Reading Coffee Grounds

The Penalty for Reading Coffee Grounds

Kahve Falı Bakmanın Cezası – İzmir Avukat

Bu haftaki yazımızı biraz daha farklı bir konuda hazırlamak istedim. Hukuk dili ve gündemi bazen yoğun veya sıkıcı gelebilir. Ama aslında hukuk hayatımızın her alanında; ilişkilerimizi ve alışkanlıklarımızı düzenliyor.

Hepimiz özellikle tarih derslerimizden tekke ve zaviyelerin kapatılmasını anımsıyoruzdur. Peki, söz konusu uygulamaların kaldırılmasına ilişkin kanunun halen yürürlükte olduğunu ve günümüzde birçok kimseler tarafından farkında olmadan ihlal edilmeye devam edildiğini biliyor muydunuz?

677 sayılı 30/11/1925 tarihli Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine Ve Türbedarlıklar İle Bir Takım Unvanların Men Ve İlgasına Dair Kanun ile 1925 sayısında tekke ve zaviyeler kapatılmıştır. Söz konusu kanun ile bunların yanı sıra şehlik, der mevzuası dairesinde vişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek And murada kavuşturmak gibi eylemler de yasaklanmıştır. Söz konusu yasaklı işleri gerçekleştiren kimseler hakkında ise kanunda açıkça üç aydan eksik olmamak üzere hapis cezası öngörülme ve bunun yanı sıra para cezasına hükmedileceği düzenlenmiştir. Ve bu kanun halen yürürlüktedir.

Konuya ilişkin olarak birçok yerel mahkeme ve Yargıtay kararı da mevcut olup; her ne kadar sıklıkla ihlal edilmekte ise de olası bir ceza soruşturması neticesinde bu fiilleri gerçekleştirmekte olan kişilerin ceza ile karşı karşılaşabilecek olduğu açıktır.

Örneğin Yargıtay bir kararında; toplum içerisinde “üfürükçü hoca” olarak bilinen bir kişinin, bu çerçevede gelen müşterileri okuyup, üfleyerek ve büyü yaparak tedavi edeceğini söyleyerek para aldığı, müşterilerinin çocuklarının olmasının yolunu bulmak amacıyla bu kişiye müracaat ettikleri, sahte hocanın önce müşterilerine üzerlerinde büyü bulunduğunu söyleyip başlarına gelecek hususlar bakımından haber verdiği, yine sahte “hoca” tarafından katılanlarda ve çocuklarında büyü bulunduğu ve akıbetlerinin kötü sonla biteceğini söyleyerek bunları para karşılığı yapacağı iğne, kullanacakları ilaç, uyguladığı merhem ve benzeri şeylerle sonlandıracağının belirtip katılanları aldattığı olayda zincirleme olacak şekilde dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçu ile 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanunu’nun ilgili maddesine muhalefet suçunu işlediği kabul edilmiştir.

Siz siz olun yine de bilimden, sağ duyudan sapmayın. Hadi olmaz ama, bir baktınız olmaz oldu sizin de yolunuz düştü veya bu tarz faaliyetler ile iştigal etmeye karar verdiniz ise bunların cezasının olduğunu da bilin.

You may also be interested in the following studies:;

Address: Nergis Neighborhood, Girne Boulevard No: 83, Floor 2, Apartment 2, Karşıyaka, İzmir

E-mail: info@efeshukuk.com

Phone: +90 534 415 52 56

Acting Without Authorization

Acting Without Authorization

Vekaletsiz İşgörme – İzmir Avukat

İşin Görülmesi

Vekaletsiz işgörme, işgören kişinin herhangi bir temsil yetkisi, sorumluluğu veya yükümlülüğü olmamasına karşılık iş sahibi kimse adına veya yerine bir işi gerçekleştirmesi olarak tanımlanabilir. Örneğin başkasının duvarını, o kişinin haberi ve talebi olmaksızın onaran kişi bu duruma örnek gösterilebilir.

Vekaletsiz İşgörme, yasal mevzuatımızda Turkish Code of Obligations Madde 526 ve devamında düzenlenmiştir.

Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlüdür. (Madde 526)

Vekaletsiz İşgörmenin Türleri Nelerdir?

Vekaletsiz işgörme, doktrinde genellikle gerçek vekaletsiz işgörme ve gerçek olmayan vekaletsiz işgörme olarak iki başlık altında incelenmektedir. Gerçek vekâletsiz işgörme, caiz ve caiz olmayan olmak üzere; gerçek olmayan vekâletsiz işgörme ise iyiniyetli ve kötüniyetli olarak yine kendi içlerinde ikiye ayrılmaktadır.

  • Gerçek Vekaletsiz İşgörme
    • Caiz
      İşgören yetkili veya yükümlü olmaksızın işsahibi için gerekli olan bir işi onun menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görürse, bunun yanında işgörme fiili iş sahibinin geçerli bir yasaklamasına da aykırı değilse caiz gerçek vekâletsiz işgörmenin varlığından bahsedilir.
    • Caiz Olmayan
      İşgörenin müdahalesi işsahibinin menfaati için gerekli değilse veya işsahibinin geçerli bir yasaklamasına rağmen işgören müdahalede bulunmuşsa bu durumda caiz olmayan gerçek vekâletsiz işgörme söz konusu olur.
  • Gerçek Olmayan Vekaletsiz İşgörme
    • İyiniyetli
      Bir başkasının hukuk alanına müdahale ettiğini bilmeyen veya bilmek zorunda olmayan işgörenin, bu işgörme dolayısıyla kendisine yarar sağlaması halinde ise iyiniyetli gerçek olmayan vekâletsiz işgörme söz konusu olur.
    • Kötüniyetli
      İşgörenin bir başkasının hukuk alanına müdahale ederek onun işini haksız bir surette kötüniyetli olarak kendi menfaatine görmesine kötüniyetli gerçek olmayan vekâletsiz işgörme denir.

Sorumluluk

Kanun kapsamında vekaletsiz işgören kimse öncelikle her türlü ihmal ve ayıbından sorumlu tutulmakta olup; bu kurala bir takım istisnalar getirilmiştir.

Vekâletsiz işgören, her türlü ihmalinden sorumludur. Ancak, işgören bu işi, işsahibinin karşılaştığı zararı veya zarar tehlikesini gidermek üzere yapmışsa, sorumluluğu daha hafif olarak değerlendirilir. İşgören, işsahibinin açıkça veya örtülü olarak yasaklamış olmasına karşın bu işi yapmışsa ve işsahibinin yasaklaması da hukuka veya ahlaka aykırı değilse, beklenmedik hâlden de sorumlu olur. Ancak, işgören o işi yapmamış olsaydı bile, bu zararın beklenmedik hâl sonucunda gerçekleşeceğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur. (Madde 527)

İşgörenin Ehliyetsizliği

İşgören, sözleşme ehliyetinden yoksunsa, yaptığı işlemden ancak zenginleştiği ölçüde veya iyiniyetli olmaksızın elinden çıkardığı zenginleşme miktarıyla sorumlu olur. Haksız fiillerden doğan daha kapsamlı sorumluluk saklıdır. (Madde 528)

İşin İşsahibinin Menfaatine Yapılması Hâlinde

İşsahibi, işin kendi menfaatine yapılması hâlinde, işgörenin, durumun gereğine göre zorunlu ve yararlı bulunan bütün masrafları faiziyle ödemek ve gördüğü iş dolayısıyla üstlendiği edimleri ifa etmek ve hâkimin takdir edeceği zararı gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm, umulan sonuç gerçekleşmemiş olsa bile, işi yaparken gereken özeni göstermiş olan işgören hakkında da uygulanır. İşgören, yapmış olduğu giderleri alamadığı takdirde, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ayırıp alma hakkına sahiptir. (Madde 529)

İşin İşgörenin Menfaatine Yapılması Hâlinde

İşsahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, işgörenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. (Madde 530)

İşin İşsahibi Tarafından Uygun Bulunması Hâlinde

Vekaletsiz olarak gerçekleştirilen işin, iş sahibi kişi tarafından kabul edilmesi durumunda iş sanki iş sahibi tarafından talep edilmiş gibi hareket edilir ve kanunlarda düzenlenen vekalet hükümleri uygulanır. (Madde 531)

References
Turkish Code of Obligations
Vekaletsiz İşgörme – Ümmühan KAYA, Doktora Tezi (Ankara 2020)

You may also be interested in the following studies:;

Address: Nergis Neighborhood, Girne Boulevard No: 83, Floor 2, Apartment 2, Karşıyaka, İzmir

E-mail: info@efeshukuk.com

Phone: +90 534 415 52 56

Collecting Traffic Accident Footage

Collecting Traffic Accident Footage

Trafik Kazası Görüntülerinin Toplanması – İzmir Avukat

While there may be different methods for obtaining accident footage related to traffic accidents, it is crucial that this process is completed urgently, especially considering that camera recordings are typically destroyed after a certain date. It is essential that the person requesting the evidence collection clearly demonstrates that they have a legitimate interest in obtaining this evidence.

The competent and authorized court for gathering evidence.

Those wishing to obtain the records can open an evidence collection file at the local civil court where the accident occurred and request that the records be collected by the court.

How long does the evidence gathering process take?

In evidence gathering cases, which typically conclude within a week, the process can be expedited by obtaining authorization from the court to personally oversee the proceedings.

Camera Footage

In this context, for court-ordered investigations, identifying the cameras that captured the scene and the institutions they belong to is crucial, in order to obtain the camera footage from those institutions. This is especially important in accident investigation processes. KGYS (eski adı ile MOBESE) kayıtlarının ilgili Emniyet Müdürlüğü’nden celbi talep edilebilir.

Obtaining video recordings through a lawyer familiar with the process will be extremely important in potential future compensation or criminal cases, and will generally significantly influence the outcome of the trial by revealing the truth.

Law No. 6100 on Civil Procedure
Article 106- (1) Through a declaratory judgment lawsuit, the court is asked to determine the existence or non-existence of a right or legal relationship, or whether a document is forged. (2) Except in exceptional circumstances specified in the laws, the person filing a declaratory judgment lawsuit must have a current interest worthy of legal protection in filing this lawsuit. (3) Material facts alone cannot constitute the subject matter of a declaratory judgment lawsuit.

You may be interested in the following studies.

Cancellation due to non-use of the brand.

Markanın Kullanmama Sebebi İle İptali – İzmir Avukat

Ticari hayatın devamlılığının sağlanabilmesi adına kullanılmayan markanın iptali Sinai Mülkiyet Kanunu Madde 9 ile açıkça düzenlenmiştir. Böylece kanun koyucu tarafından daha sonra “ileride belki lazım olur” anlayışı ile tescil olunan yedek markaların birikmesinin önüne geçmek istemiştir.

6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu
Madde 9- (1) Tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından marka sahibi tarafından Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına beş yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verilir.
(2) Aşağıda belirtilen durumlar da birinci fıkra anlamında markayı kullanma kabul edilir:
a) Markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması.
b) Markanın sadece ihracat amacıyla mal veya ambalajlarında kullanılması.
(3) Markanın, marka sahibinin izni ile kullanılması da marka sahibi tarafından kullanım olarak kabul edilir.

Madde 26- (1) Aşağıdaki hâllerde talep üzerine Kurum tarafından markanın iptaline karar verilir: a) 9 uncu maddenin birinci fıkrasında belirtilen hâllerin mevcut olması…

Sinai Mülkiyet Kanunu Madde 9’un gerekçesinde de “markanın, tescil edildiği mal veya hizmetlerle ilgili olarak kullanılması gereğine açıkça işaret edilmiştir. Ancak maddede söz konusu olan kullanım, markanın tescil edildiği amaç dahilinde, işlevine uygun, yani ticari hayatın içinde, markanın fonksiyonlarının yerine getirilmesi için Türkiye’de kullanımıdır. İngilizcede “genuine use” biçiminde tarif edilen bu kullanım, doktrin ve içtihatta “ciddi biçimde kullanım” olarak yerleşmiştir Bu nedenle sırf üçüncü kişilerin markayı iptal ettirmesini önlemek amacıyla, markanın evraklar veya ilanlar aracılığıyla kullanılması ve benzeri durumlar madde kapsamında kullanım olarak mütalaa edilmeyecektir.” ifadelerine yer verilerek ilgili düzenlemenin amacı ve koşulları açıklanmıştır.

Ciddi Kullanım Nedir?

Ciddi kullanıma ilişkin Türk Patent ve Marka Kurumu Kullanım İspatı Kılavuzu incelendiğinde, ciddi kullanımın kabul edilebilmesi için gerekli unsurların belirlenmiş olduğu görülmektedir Bunlar;

  • Markanın ciddi kullanımı, markanın fiilen kullanımını gerektirmektedir. Dolayısıyla, tek amacı markadan kaynaklanan hakları sürdürmek olan simgesel kullanım ciddi kullanım olarak kabul edilemez.
  • Bir markanın ciddi kullanımı, markanın esas işlevine, yani tescile konu malların veya hizmetlerin kaynağını ayırt etme işlevine uygun biçimde gerçekleştirilmelidir.
  • Serious use requires not just internal use by the business using the mark, but rather the use of the mark in the market for the goods or services covered by the mark (use that will have a commercial effect).
  • Serious use must relate to goods or services that have already been launched or are about to be launched on the market and for which advertising campaigns have been prepared and delivered to customers.
  • When assessing whether a trademark use constitutes serious use, all factors and circumstances constituting the trademark's commercial use must be considered. (Whether the trademark has genuine commercial value, in particular whether this use can be seen as having the potential to create a market or generate market share for goods and services in the relevant commercial sector, etc.)
  • The specific circumstances of the case under review may require consideration, among other things, to the nature of the goods and services examined, the characteristics of the relevant market, and the frequency and extent of mark use.

In trademark cancellation cases due to non-use, the burden of proof rests with the defendant.

In cases concerning the cancellation of a trademark due to non-use, the defendant company must prove that the trademark has been used extensively in Türkiye.

The established Supreme Court rulings on this matter are also in this direction; to give some examples:;

Other works that may be of interest to you;

Address: Nergis Neighborhood, Girne Boulevard No: 83, Floor 2, Apartment 2, Karşıyaka, İzmir

E-mail: info@efeshukuk.com

Phone: +90 534 415 52 56