Kategori arşivi: Genel

Adliyeden Tebligat Gelmesi

Adliyeden Tebligat Gelmesi – İzmir Avukat

Mahkeme, Cumhuriyet Savcılığı veya icra dairelerinden size gelen her evrak, resmi bir işlem hakkında size bilgi vermek için gönderilir. Bu kurumlar tarafından gönderilen evrağa, tebligat adı verilir.

Adliyeden tebligat gelmesi ise, hukuki veya cezai bir durum hakkında bilgilendirmenin sağlanabilmesi içindir. Bir başka anlatımla hukuk ve ceza mahkemelerinden gelen tebligatlar çoğunlukla hakkınızda açılmış dava, duruşma tarihi, vb. ile ilgilidir. Yine başka bir ihtimal de dosyada tanık olarak bildirilmiş olma durumu olabilir. Bir dosyada tanık iseniz yine duruşma tarihi tarafınıza tebligat yapılarak bildirilir. Cumhuriyet Savcılıklarından gelen evraklar ise çoğunlukla ifade vermeniz için olmaktadır. Cumhuriyet Savcılığı, adliye, mahkeme ya da icra daireleri gibi resmi kurumlardan gönderilmiş olan her türlü evrak tebligat olarak kabul edilmektedir. Tebligatlar, resmi işlemler hakkında bir çeşit bilgilendirme ya da uyarı özelliğine sahiptir.

Ceza Muhakemesi Kanunu gereği yargı mensuplarınca dinlenecek kişiler usulüne uygun yapılacak davetiye ile çağrılır. Usulüne uygun çağrı, davetiyeyle yani tebligatla olur. Davetiye de çağrı nedeni, ne sıfatla çağrıldığı açıkça belirtilir kişi hakkında gelmezse zorla getirileceği yazılır. Adliyeden tebligat gelmesine rağmen, bu çağrı üzerine mahkemeye, savcılığa gitmeyen müşteki(şikayetçi), şüpheli, sanık, mağdur, tanık ve bilirkişi zor kullanılarak savcılık, hakim ve mahkeme karşısına çıkarılır. Zorla getirme kararı kişinin özgürlüğünü sınırlandıran bir koruma tedbiridir.

Uygulamada genellikle kolluk zorla getirme kararı verilen kişinin evine giderek zorla getirme emrini ilgili kişiye veya yakınına tebliğ etmekte, kişi kapıyı açmazsa dahi kanun gereği eve girememekte ihtar kağıdı bırakmaktadır. Zorla getirme kararı belirli bir tarihte hazır edilerek o tarihte dinlenmesi şeklinde verilebileceği gibi günsüz yani kişinin gece gündüz fark etmeksizin yakalanarak dinleneceği yerde hazır edilmesi şeklinde de verilebilir.

Adliyeden tebligat gelmesi ile usulüne uygun çıkarılan davetiye ile çağrılan; şüpheli, sanık, tanık ve bilirkişi hakkında zorla getirme kararı verilip bu kararı ile hazır edilemeyen kişiler hakkında sonrasında yakalama kararı çıkartılır.

Adliyeden tebligat gelmesi başlıklı makalemizdeki bilgilerin yanı sıra, gönderilen tebligatın üzerindeki bilgileri dikkatle okursanız gereken tüm bilgilerin yazılı olduğunu göreceksiniz. Eğer bu bilgilerin karmaşık veya anlaşılmaz olduğu düşüncesinde iseniz bir avukatın yardımını almalısınız. Elinizde tebligat ile birlikte adliyeye gittiğinizde Danışma Masasındaki görevliler de size yardımcı olacaktır.

İcra dairelerinden gelen evraklara da özellikle dikkat etmenizde fayda vardır. Örneğin evrağı almadığınız takdirde muhtarlığa bırakılan evrak, yasal anlamda size tebliğ edilmiş sayılacaktır. Eğer gelen evrak bir icra takibine ilişkinse, tebliğden itibaren işlemeye başlayan itiraz süresini kaçırmanız takibin kesinleşmesine ve ödeme yapma durumunda kalmanıza neden olacaktır. Adliyeden tebligat gelmesi ile gelen her yazının resmi bir iş sebebiyle gönderildiğini ve büyük ihtimalle süreli olduğunu unutmayınız. Mahkemeler, Cumhuriyet Savcılıkları ya da icra daireleri tarafından size gönderilen tebligatlar oldukça önemli hususlar içerebilir. Bu nedenle içeriğini okumalı ve sizden beklenen eylem varsa yerine getirmelisiniz. Aksi halde, özellikle hak düşürücü süreleri kaçırabilir ve kullanabileceğiniz haklarınızı kullanamama durumu ile karşı karşıya kalabilirsiniz.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Değer Kaybı Tazminatım Eksik Ödendi, Ne Yapabilirim?

Değer Kaybı Tazminatım Eksik Ödendi, Ne Yapabilirim? | İzmir Avukat | Av. Gamze Gül Girgeç

Trafik kazaları sonrasında araçta meydana gelen değer kaybı, tazmin edilebilir zararlar arasında yer almakta olup bu zarar genellikle kusurlu aracın zorunlu mali sorumluluk trafik sigortası kapsamında karşılanmaktadır. Ancak uygulamada, sigorta şirketleri tarafından yapılan değer kaybı ödemeleri, ya eksik kalmakta ya da teminat limitinin dolmuş olması gerekçesiyle sınırlandırılmaktadır. Bu durum, sigortalının gerçek zararının tamamının karşılanamaması sonucunu doğurmaktadır.

Sigorta şirketlerinin, sigortalı araçlara yönelik yaptıkları değer kaybı ödemeleri, aracın kaza sonrası değerinde meydana gelen düşüşü karşılama amacı taşır. Ancak, çoğu durumda sigorta şirketleri, poliçede belirtilen limitler dahilinde yapacakları ödeme ile yalnızca aracın kaza sonrası değer kaybını karşılamakta, bu ödeme aracın gerçek değer kaybını tam olarak yansıtmamaktadır. Bu tür bir durumda, sigortalı, sigorta şirketinin yaptığı ödeme tutarının eksik olduğu gerekçesiyle daha yüksek bir ödeme talebinde bulunma hakkına sahiptir.

Sigorta şirketlerinin yaptığı değer kaybı ödemelerinin aracın gerçek zararını karşılamaması durumunda, sigortalı, bu eksik ödemenin tamamlanması amacıyla başvuruda bulunabilir. Sigorta şirketinin ödeme yaparken dikkate alacağı kriterler genellikle belirli hesaplama yöntemlerine dayansa da, bu hesaplamaların araç sahibinin uğradığı gerçek zararı tam olarak karşılamadığı durumlar sıkça yaşanmaktadır. Bu tür bir eksik ödeme durumunda, sigortalı, sigorta şirketine başvuru yaparak ödenen tazminatın bakiye kısmı için ek ödeme talep edebilmektedir.


Eksik Ödeme Yapıldıysa Hangi Hukuki Yollar Mevcuttur?

Sigorta şirketi tarafından hasar başvurusu neticesinde yapılan değer kaybı ödemesi, gerçek zararı karşılamıyorsa ve bu fark teminat limiti içinde kalıyorsa, Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvuru veya Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açmak suretiyle eksik ödemenin bakiyesi talep edilebilmektedir. Tahkim, özellikle daha hızlı ve düşük maliyetli bir çözüm yöntemi olması nedeniyle uygulamada sıkça tercih edilmektedir. 


Teminat Limiti Tükenmişse Ne Olur?

Sigorta şirketleri, ödemelerini Karayolları Trafik Kanunu ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları çerçevesinde, poliçede belirlenen teminat limitleri dahilinde yapmaktadır. Eğer kazaya karışan araç için tanımlı teminat limiti, aynı kazada oluşan diğer zarar kalemleri nedeniyle önceden tükenmişse, değer kaybı talebi sigorta şirketi tarafından ya hiç karşılanmamakta ya da eksik ödeme yapılarak sınırlı şekilde ödenmektedir.

Bu durumda, sigorta şirketi açısından teminat limitinin dolmuş olması, poliçe kapsamında ödeme sorumluluğunu ortadan kaldırmakla birlikte, mağdur araç sahibi açısından tazminat hakkını ortadan kaldırmamaktadır. Zira, Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümleri gereği, zarara sebebiyet veren kişi (örneğin kusurlu sürücü, araç işleteni) sigorta dışında kalan zararların tamamından şahsen sorumlu tutulabilir.


Teminat Dışı Kalan Zararlar İçin Dava Açılabilir mi?

Evet. Sigorta şirketinin teminat limitinin dolması hâlinde, aşağıdaki zararlar açısından doğrudan kusurlu kişilere (sürücüye veya araç sahibine) karşı bakiye zarar tazmini amacıyla dava açılması mümkündür:

  • Sigorta Şirketi Tarafından Teminat Limitinin Dolması Sebebiyle Ödenmeyen Değer Kaybı Bakiyesi,
  • Araçta Meydana Gelen Hasarın Onarımı İçin Yapılan Masrafların Sigorta Kapsamında Karşılanmayan Kısmı (Eksik Ödenen Onarım Bedeli),
  • Aracın Tamirde Kaldığı Süre Boyunca Kullanılamamasından Doğan Araç Mahrumiyeti Zararı,
  • Aracın Gelir Elde Etmek Amacıyla Kullanıldığı Durumlarda Ortaya Çıkan Kazanç (Kar) Kaybı,
  • Yedek Araç Kiralama Giderleri Gibi İkame Masrafları,
  • Sair Maddi Zarar Kalemleri (Örneğin Çekici Bedeli, Otopark Ücreti, Ekspertiz Gideri Vb.).

İşbu zararlar, Türk Borçlar Kanunu‘nun haksız fiil hükümleri kapsamında, kusurlu sürücü veya araç işletenine dava açılmak suretiyle tanzim edilebilmektedir. Zararın tam ve etkin şekilde giderilebilmesi için sürecin uzman bir hukukçu eşliğinde yürütülmesi önem arz etmektedir.

Aşağıdaki Çalışmalar İlginizi Çekebilir

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Feragat Nedir?

Feragat Nedir?

Feragat Nedir? – İzmir Avukat

Feragat kesin hüküm doğuran usulü bir işlemdir. Basit anlatımıyla feragat davacının davadaki talep ve istemlerinden vazgeçtiğini bildirmesidir. Feragat, davanın açılmasından, hükmün kesinleşmesine kadar olan süre içerisinde yapılabilir. feragat ile dava dilekçesinde talep edilen taleplerin tamamından vazgeçebileceği gibi, taleplerin bir kısmından vazgeçmek de mümkündür. Feragat Nasıl Yapılır? HMK madde 319 düzenlemesine göre feragatin dilekçe ile veya sözlü olarak yapılması mümkündür. Sözlü feragat yalnızca yargılama esnasında yapılabilir. Aksi durumlarda yapılacak tüm feragatlerin yazılı yapılması zorunludur. Feragat dilekçesinin ilgili mahkemeye sunulması ile veya yargılama sırasında sözlü olarak feragat edildiğinin beyan edilmesi ile hüküm doğurur. Feragatte dikkat edilmesi gereken; feragat işleminin kayıtsız ve şartsız olmasıdır. herhangi bir şarta bağlanan feragat talepleri mahkemece dikkate alınmayacaktır. Bu sebeple davadan feragat esnasında da hukuki destek almak önemlidir. UYAP sistemi aracılığıyla taraflar, ilgililer ve vekilleri, güvenli elektronik imza ile imzalanmış belgeleri ilgili mahkemeye ya da hukuk dairesine gönderebilmektedir. HMK ve HMK yönetmeliği uyarınca, UYAP üzerinden belge gönderilebilir ve diğer tüm işlemler yapılabilir.

Hukuki Düzenlemeleri İnceleyecek Olursak:

Feragat, delillerin toplanmasına ilişkin ara kararın gereğinin yerine getirilmesinden önce gerçekleşirse, tarifedeki vekâlet ücretinin yarısına, daha sonra gerçekleşirse tamamına, davacı aleyhine hükmedilir.(Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m. 6)

Feragat, davacının mahkemeye hitaben yapacağı tek taraflı, açık bir irade açıklaması ile gerçekleşir. Bunun için karşı tarafın mahkemenin rızasına gerek yoktur. (m. 309/2)

Davacı, vereceği bir dilekçe ile ya da yargılama (duruşma, keşif vs. diğer yargılama işlemleri) sırasında sözlü olarak bu beyanda bulunabilir (m. 309); bu beyan tutanağa yazılır ve okunarak davacıya imza ettirilir. (m. 154/3-c)

Mahkemeye hitaben yapılmayan, mahkeme dışı feragat, feragat eden tarafından kabul edilmezse geçerli değildir. Feragatte bulunan bir avukat ise, vekaletnamesinde açık yetkisinin bulunması gerekir. (m. 74)

Feragat, kay1tsiz şartsız olmalıdır, şarta bağlı feragat geçerli değildir. Ancak, şarta bağlı feragat, bir sulh teklifi olarak değerlendirilebilir. Şarta bağlı feragat yapılamamakla birlikte, davadan tamamen veya kısmen feragat mümkündür. (m. 307)

Feragatin İstisnası

Davadan feragate ilişkin düzenlemeler 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda

‘’Davaya Son Veren Taraf İşlemleri’’ üst başlığı ile madde 307 ve devamında bulunur. Madde düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere feragat hakkı davacıya tanınmış bir haktır. Kural olarak tüm davalar açısından feragat beyanında bulunmak mümkündür. Ancak bu durumun birkaç istisnası mevcuttur. İstisnai durumlara örnek olarak hakimlere karşı açılan tazminat davaları söylenebilir.

Davadan Feragatin Sonuçları Davadan feragat sonuçları ile ilgili düzenlemeler HMK madde 311’de bulunur. Madde düzenlemesine göre feragat beyanında bulunmanın ardından mahkemenin verdiği karar kesin hüküm niteliğindedir. Feragat beyanında bulunan davacı, aleyhinde hüküm verilmiş yani davayı kaybetmiş kabul edilir. Bunun sonucu olarak da yargılama giderlerini ödemekle yükümlü hale gelir. Kısmi feragat halinde ödenecek yargılama giderleri feragatin kismi bölümü açısından ayrıca değerlendirmeye tabi olur. Feragatten Vazgeçme Mümkün Müdür? Davacı şekle uygun sözlü veya dilekçe ile feragat beyanında bulunduktan sonra bu feragatten dönemez. Davacı, feragatin hile, hata, ikrah nedeniyle yapıldığını ve bu nedenle feragatten dönmek istediğini ayrı bir “feragatten fesih davası” açarak ileri sürebilir. Davadan tamamen feragat edilmesiyle taraflar arasındaki uyuşmazlık son bulmuş olur. Davacı esas hakkındaki hakkından vazgeçmiş kabul edilir. Feragat üzerine mahkemenin verdiği karar kesin hüküm niteliğinde olduğundan davacının aynı davayı tekrar açması mümkün olmaz. Tekrar açması halinde ise kesin hüküm gerekçesiyle dava reddedilecektir.

Davadan Feragat Halinde Yergılama Giderleri

Harçlar Kanunu’nun 22. Maddesi’ne göre, davadan feragat eden davacı, karar ve ilam harcının 2/3’sini ödeyecektir. Feragat , delillerin toplanmasına ilişkin ara kararın yerine getirilmesinden önce yapılırsa tarife ile belirlenen vekalet ücretinin yarısına; daha sonra yapılmışsa tamamına hükmedilir.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Kahve Falı Bakmanın Cezası

Kahve Falı Bakmanın Cezası

Kahve Falı Bakmanın Cezası – İzmir Avukat

Bu haftaki yazımızı biraz daha farklı bir konuda hazırlamak istedim. Hukuk dili ve gündemi bazen yoğun veya sıkıcı gelebilir. Ama aslında hukuk hayatımızın her alanında; ilişkilerimizi ve alışkanlıklarımızı düzenliyor.

Hepimiz özellikle tarih derslerimizden tekke ve zaviyelerin kapatılmasını anımsıyoruzdur. Peki, söz konusu uygulamaların kaldırılmasına ilişkin kanunun halen yürürlükte olduğunu ve günümüzde birçok kimseler tarafından farkında olmadan ihlal edilmeye devam edildiğini biliyor muydunuz?

677 sayılı 30/11/1925 tarihli Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine Ve Türbedarlıklar İle Bir Takım Unvanların Men Ve İlgasına Dair Kanun ile 1925 sayısında tekke ve zaviyeler kapatılmıştır. Söz konusu kanun ile bunların yanı sıra şehlik, der mevzuası dairesinde vişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak gibi eylemler de yasaklanmıştır. Söz konusu yasaklı işleri gerçekleştiren kimseler hakkında ise kanunda açıkça üç aydan eksik olmamak üzere hapis cezası öngörülme ve bunun yanı sıra para cezasına hükmedileceği düzenlenmiştir. Ve bu kanun halen yürürlüktedir.

Konuya ilişkin olarak birçok yerel mahkeme ve Yargıtay kararı da mevcut olup; her ne kadar sıklıkla ihlal edilmekte ise de olası bir ceza soruşturması neticesinde bu fiilleri gerçekleştirmekte olan kişilerin ceza ile karşı karşılaşabilecek olduğu açıktır.

Örneğin Yargıtay bir kararında; toplum içerisinde “üfürükçü hoca” olarak bilinen bir kişinin, bu çerçevede gelen müşterileri okuyup, üfleyerek ve büyü yaparak tedavi edeceğini söyleyerek para aldığı, müşterilerinin çocuklarının olmasının yolunu bulmak amacıyla bu kişiye müracaat ettikleri, sahte hocanın önce müşterilerine üzerlerinde büyü bulunduğunu söyleyip başlarına gelecek hususlar bakımından haber verdiği, yine sahte “hoca” tarafından katılanlarda ve çocuklarında büyü bulunduğu ve akıbetlerinin kötü sonla biteceğini söyleyerek bunları para karşılığı yapacağı iğne, kullanacakları ilaç, uyguladığı merhem ve benzeri şeylerle sonlandıracağının belirtip katılanları aldattığı olayda zincirleme olacak şekilde dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçu ile 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanunu’nun ilgili maddesine muhalefet suçunu işlediği kabul edilmiştir.

Siz siz olun yine de bilimden, sağ duyudan sapmayın. Hadi olmaz ama, bir baktınız olmaz oldu sizin de yolunuz düştü veya bu tarz faaliyetler ile iştigal etmeye karar verdiniz ise bunların cezasının olduğunu da bilin.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Vekaletsiz İşgörme

Vekaletsiz İşgörme

Vekaletsiz İşgörme – İzmir Avukat

İşin Görülmesi

Vekaletsiz işgörme, işgören kişinin herhangi bir temsil yetkisi, sorumluluğu veya yükümlülüğü olmamasına karşılık iş sahibi kimse adına veya yerine bir işi gerçekleştirmesi olarak tanımlanabilir. Örneğin başkasının duvarını, o kişinin haberi ve talebi olmaksızın onaran kişi bu duruma örnek gösterilebilir.

Vekaletsiz İşgörme, yasal mevzuatımızda Türk Borçlar Kanunu Madde 526 ve devamında düzenlenmiştir.

Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlüdür. (Madde 526)

Vekaletsiz İşgörmenin Türleri Nelerdir?

Vekaletsiz işgörme, doktrinde genellikle gerçek vekaletsiz işgörme ve gerçek olmayan vekaletsiz işgörme olarak iki başlık altında incelenmektedir. Gerçek vekâletsiz işgörme, caiz ve caiz olmayan olmak üzere; gerçek olmayan vekâletsiz işgörme ise iyiniyetli ve kötüniyetli olarak yine kendi içlerinde ikiye ayrılmaktadır.

  • Gerçek Vekaletsiz İşgörme
    • Caiz
      İşgören yetkili veya yükümlü olmaksızın işsahibi için gerekli olan bir işi onun menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görürse, bunun yanında işgörme fiili iş sahibinin geçerli bir yasaklamasına da aykırı değilse caiz gerçek vekâletsiz işgörmenin varlığından bahsedilir.
    • Caiz Olmayan
      İşgörenin müdahalesi işsahibinin menfaati için gerekli değilse veya işsahibinin geçerli bir yasaklamasına rağmen işgören müdahalede bulunmuşsa bu durumda caiz olmayan gerçek vekâletsiz işgörme söz konusu olur.
  • Gerçek Olmayan Vekaletsiz İşgörme
    • İyiniyetli
      Bir başkasının hukuk alanına müdahale ettiğini bilmeyen veya bilmek zorunda olmayan işgörenin, bu işgörme dolayısıyla kendisine yarar sağlaması halinde ise iyiniyetli gerçek olmayan vekâletsiz işgörme söz konusu olur.
    • Kötüniyetli
      İşgörenin bir başkasının hukuk alanına müdahale ederek onun işini haksız bir surette kötüniyetli olarak kendi menfaatine görmesine kötüniyetli gerçek olmayan vekâletsiz işgörme denir.

Sorumluluk

Kanun kapsamında vekaletsiz işgören kimse öncelikle her türlü ihmal ve ayıbından sorumlu tutulmakta olup; bu kurala bir takım istisnalar getirilmiştir.

Vekâletsiz işgören, her türlü ihmalinden sorumludur. Ancak, işgören bu işi, işsahibinin karşılaştığı zararı veya zarar tehlikesini gidermek üzere yapmışsa, sorumluluğu daha hafif olarak değerlendirilir. İşgören, işsahibinin açıkça veya örtülü olarak yasaklamış olmasına karşın bu işi yapmışsa ve işsahibinin yasaklaması da hukuka veya ahlaka aykırı değilse, beklenmedik hâlden de sorumlu olur. Ancak, işgören o işi yapmamış olsaydı bile, bu zararın beklenmedik hâl sonucunda gerçekleşeceğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur. (Madde 527)

İşgörenin Ehliyetsizliği

İşgören, sözleşme ehliyetinden yoksunsa, yaptığı işlemden ancak zenginleştiği ölçüde veya iyiniyetli olmaksızın elinden çıkardığı zenginleşme miktarıyla sorumlu olur. Haksız fiillerden doğan daha kapsamlı sorumluluk saklıdır. (Madde 528)

İşin İşsahibinin Menfaatine Yapılması Hâlinde

İşsahibi, işin kendi menfaatine yapılması hâlinde, işgörenin, durumun gereğine göre zorunlu ve yararlı bulunan bütün masrafları faiziyle ödemek ve gördüğü iş dolayısıyla üstlendiği edimleri ifa etmek ve hâkimin takdir edeceği zararı gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm, umulan sonuç gerçekleşmemiş olsa bile, işi yaparken gereken özeni göstermiş olan işgören hakkında da uygulanır. İşgören, yapmış olduğu giderleri alamadığı takdirde, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ayırıp alma hakkına sahiptir. (Madde 529)

İşin İşgörenin Menfaatine Yapılması Hâlinde

İşsahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, işgörenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. (Madde 530)

İşin İşsahibi Tarafından Uygun Bulunması Hâlinde

Vekaletsiz olarak gerçekleştirilen işin, iş sahibi kişi tarafından kabul edilmesi durumunda iş sanki iş sahibi tarafından talep edilmiş gibi hareket edilir ve kanunlarda düzenlenen vekalet hükümleri uygulanır. (Madde 531)

Kaynakça
Türk Borçlar Kanunu
Vekaletsiz İşgörme – Ümmühan KAYA, Doktora Tezi (Ankara 2020)

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

İkinci El Araç Alırken Dikkat

İkinci El Araç Alırken Dikkat | İzmir Avukat | Av. Dilek Yavuz Uysal

İkinci el araç alım satımı, özellikle son yıllarda artan fiyatlar nedeniyle büyük bir dikkat ve özen gerektiriyor. İzmir gibi büyük şehirlerde araç alırken karşılaşılan dolandırıcılık, ayıplı mal satışı veya resmi işlem eksiklikleri alıcıyı mağdur edebilir. Bu nedenle hem tüketici hakları hem de Borçlar Kanunu açısından bazı temel noktalara dikkat edilmelidir.

1. İkinci El Araç Alırken Dikkat Edilecekler

Aracı almadan önce aşağıdaki sorgulamalar yapılmalıdır:

  • Araçta rehin var mı?
    E-devlet veya noter sorgusuyla öğrenilebilir. Rehinli araç, sahibinin borcuna karşılık haczedilebilir.
  • Haciz veya tedbir kararı var mı?
    Plaka üzerinden Emniyet Genel Müdürlüğü veya noter üzerinden kontrol edilebilir.
  • Çalıntı kaydı ya da yakalama kararı var mı?
    Emniyet kayıtlarından ya da güvenilir ekspertiz firmalarından öğrenilmelidir.

2. Ekspertiz Raporu Zorunluluğu (Yasal Düzenleme)

2020 yılında yürürlüğe giren düzenlemeye göre:

  • Ticari amaçla satış yapanlar (galericiler), 8 yaş altı ve 160.000 km altı araçlar için ekspertiz raporu almakla yükümlüdür.
  • Bireysel satışlarda zorunlu değil ancak ekspertiz raporu almanız şiddetle önerilir.

3. Satış Sözleşmesi ve Ayıplı Mal Sorumluluğu

  • Noterde yapılacak satış işlemi sırasında mutlaka bir satış sözleşmesi düzenlenmelidir.
  • Satıcı, aracı ayıplı (örneğin kazalı, motor arızalı) şekilde sattıysa Tüketici Kanunu’na göre sorumludur.
  • Araçta sonradan çıkan gizli kusurlar varsa alıcı, satış tarihinden itibaren 6 ay içinde hak arayabilir. Bu durumda;
    • Satışın iptali,
    • Bedel indirimi,
    • Masraf karşılığı onarım taleplerinde bulunabilir.

4. Araç Devrinde Noter İşlemi Şarttır

  • Satışın geçerli olabilmesi için işlem mutlaka noter huzurunda yapılmalıdır.
  • Taraflar parayı elden verseler bile noter işlemi yapılmadan satış hukuken geçerli sayılmaz.
  • Ödeme, genellikle noter işleminden hemen önce banka havalesi ile yapılır.

5. Vergi ve Ceza Sorgulamaları

Araç üzerindeki MTV borçları, trafik cezaları veya OGS-HGS geçiş ücretleri gibi kalemler devralınmadan önce kontrol edilmelidir. Alım sonrası bu borçlar alıcıya rücu edebilir.

Özetle; İzmir’de ikinci el araç alırken hem alıcı hem de satıcı tarafı hukuki hak ve yükümlülüklerini bilmeli; noter işlemleri, ekspertiz ve borç sorgulamaları eksiksiz şekilde yapılmalıdır. İyi niyetli olmak kadar dikkatli olmak da şarttır. Bir avukattan danışmanlık alınması, sonradan doğacak sorunları önler.

Aracın Ekspertiz Raporundaki Şartları Sağlamaması Halinde İzlenecek Yol

Eğer bir araç alım satımında ekspertiz raporunda belirtilen kusurlar ya da satıcının gizlediği önemli bilgiler nedeniyle sorun yaşanırsa, alıcı için hukuki süreç belirli adımları takip ederek başlatılabilir. İşte bu tür bir durumda karşılaşabileceğiniz hukuki sürecin aşamaları:

1. Ekspertiz Raporu İncelenmesi ve Satıcıya Bildirim

İlk adım, ekspertiz raporunun içeriğini dikkatlice incelemek ve tespit edilen sorunları satıcıya yazılı olarak bildirmektirEğer raporda belirtilen hususlar aracın kaza geçmişiniteknik arızalarını veya değişen parçalarını kapsıyorsa, bu durum alıcı için ciddi bir risk oluşturur. Bu durumda yapılacaklar şunlar olabilir:

  • Ekspertiz raporunu satıcıya iletmek ve raporda belirtilen kusurların sözleşmeye aykırılık oluşturduğunu yazılı olarak bildirmek.
  • Satıcıya, bu kusurların düzeltilmesi veya bedel indirimi talep edilmesi.
  • Eğer satıcı kusurları kabul ederse, aracın tamir edilmesi ya da geri iade edilmesi talep edilebilir.

2. Tüketici Kanunu’na Göre Haklar

Tüketici Kanunu‘nun uygulama alanı bulduğu halleder, ikinci el araç alım satımında, alıcı “ayıplı mal” nedeniyle haklarını kullanabilir. Araçta ekspertiz raporunda belirtilen kusurlar veya gizlenen kaza geçmişi gibi durumlar, ayıplı mal kapsamında değerlendirilir. Bu durumda alıcı şunları talep edebilir:

  • İptal Talebi: Eğer araçtaki sorunlar ciddi ve satıcı tarafından gizlenmişse, alıcı sözleşmeyi iptal edebilir. Bu durumda alıcı, satıcıdan ödediği parayı geri talep edebilir.
  • Fiyat İndirimi Talebi: Araçtaki eksiklikler, tamir edilmesi gereken sorunlar varsa, alıcı fiyat indirimi talep edebilir. Bu durumda araçtaki sorunlar dikkate alınarak bir bedel indirimi yapılması gerekir.
  • Aracın Onarılması: Eğer araçta tespit edilen sorunlar onarılabilir türden ise, alıcı tamir edilmesini talep edebilir.

3. Satıcı İle Uzlaşma Yolu

  • Aracı iade etme: Eğer araçtaki sorunlar çok büyükse ve satıcı iade talebini kabul ediyorsa, araç geri alınarak ücret iadesi yapılabilir.
  • Fiyat İndirimi veya Onarım: Satıcı ile pazarlık yapılarak, aracın eksikliklerini gidermek veya fiyat indirimisağlamak için anlaşmaya varılabilir.

Bu tür bir uzlaşma durumu hızlı çözüm yolu olabilir, ancak satıcı uzlaşmaya yanaşmazsa, hukuki yollar devreye girer.

4. İhtarnameler ve Dava Aşaması

Eğer satıcı, alıcının talep ettiği iade, fiyat indirimi veya onarım gibi taleplerini reddederse, alıcı bu durumda hukuki süreci başlatabilir.

a. İhtarname Gönderme:

Alıcı, avukat aracılığıyla satıcıya ihtarname gönderebilir. İhtarname, alıcı tarafından yapılan yazılı bir başvuru olup, satıcıyı uyararak yasal hakların kullanılacağını belirtir. Bu, alıcıya yasal bir hak talebi gönderdiğini ve satıcının bu durumu ciddiye alması gerektiğini hatırlatır. İhtarname ile aracın iadesi veya fiyat indirimi talep edilebilir.Eğer satıcı hâlâ çözüm üretmezse, alıcı dava açma yoluna gidebilir.

b. Tüketici Mahkemesine Başvuru:

Eğer anlaşmazlık çözüme kavuşturulamazsa ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında kalan bir uyuşmazlık ise, alıcı Tüketici Mahkemesi’ne başvurabilir. Bu tür davalarda, tüketici olarak alıcı: Eğer araçtaki sorunlar büyükse, aracın iadesi talep edilebilir. Araç onarılabilir durumda ise, onarıma yönelik kararlar alınabilir. Fiyat indirimi veya tazminat talep edilebilir.

c. Asliye Hukuk Mahkemesi:

Eğer uyuşmazlık tarafların nitelikleri itibari ile Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında değilse, alıcı Asliye Hukuk Mahkemesi‘ne başvurabilir. Bu durumda, alıcı daha büyük tazminatlar ve zararların karşılanması için dava açabilir.

5. Zaman Aşımı ve Hakların Süresi

Tüketici Kanunu’na göre, alıcı, ayıplı maldan dolayı haklarını 2 yıl içinde kullanmalıdır.Eğer araç alım-satımı ile ilgili bir sözleşme yapılmışsa, o sözleşmede belirtilen süreler de geçerli olacaktır.Ayıplı mal için hak talebinde bulunmak için 2 yıl ve 5 yıl gibi süreler bulunmaktadır. Bu süreleri aşmadan başvuru yapılmalıdır.

ÖzetleEğer ekspertiz raporu sonrasında araçta tespit edilen kusurlar ve satıcı tarafından gizlenen bilgiler nedeniyle sorun yaşanırsa, alıcı şu adımları izleyebilir:

  • Ekspertiz raporuna göre iade veya fiyat indirimi talep edebilir.
  • Satıcı ile uzlaşma sağlanamazsahukuki süreç başlatılabilir.
  • İhtarname gönderilerek yasal haklar kullanılabilir.
  • Tüketici Mahkemesi veya Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açılabilir. Ekspertiz raporu ayrıcalıklı bir öneme sahiptir ve alıcı bu rapora dayanarak hukuki haklarını kullanabilir. Bu süreçte tüketici hakları alıcının lehine işler.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Trafik Kazası Görüntülerinin Toplanması

Trafik Kazası Görüntülerinin Toplanması

Trafik Kazası Görüntülerinin Toplanması – İzmir Avukat

Trafik kazasına ilişkin kaza görüntülerinin elde edilmesinin farklı yönetmeleri olabilmekle birlikte, özellikle kamera kayıtlarının belirili bir tarih sonrasında imha edildiği gözetilerek ivedilikle tamamlanması gerekiyor. Burada delil tespiti talep eden kişinin, bu delillerin elde edilmesinde hukuki bir yararının olduğunun açıkça ortaya konulması gerekiyor.

Delil Tespit İçin Görevli ve Yetkili Mahkeme

Burada kayıtları elde etmek isteyen kişilerce kazanın gerçekleştiği yer sulh hukuk mahkemesinde bir delil tespit dosyası açarak kayıtların mahkeme eli ile toplanmasını talep edilebilir.

Delil Tespit Süreci Ne Kadar Sürer?

Uygulamada genellikle bir hafta içerisinde sonuçlanmakta olan delil tespit dosyalarında sürecini daha fazla hızlandırmak için mahkemeden elden takip yetkisi alınarak bu süreç yürütülebilir.

Kamera Görüntüleri

Burada mahkemeye yapılacak tespit talebinde hangi kurumlardan kamera kayıtlarının elde edilebilmesi için olay yerini gören kameraların ve bunların ait oldukları kurumların tespiti de önem taşıyor. Kaza süreçlerinde özellikle KGYS (eski adı ile MOBESE) kayıtlarının ilgili Emniyet Müdürlüğü’nden celbi talep edilebilir.

Burada süreçlere hakim bir avukat aracılığı ile görüntü kayıtlarının elde edilmesi ileride açılması muhtemel tazminat veya ceza davalarında oldukça önem teşkil edecek ve genellikle gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlayarak davanın gidişatına yüksek oranda etki edecektir.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu
Madde 106- (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. (2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. (3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.

Aşağıdaki Çalışmalar İlginizi Çekebilir

Manevi Tazminat Nasıl Hesaplanır?

Manevi Tazminat Nasıl Hesaplanır?

Manevi Tazminat Nasıl Hesaplanır? – İzmir Avukat

Bir çoğumuz üzerine sıcak kahve dökülmüş olması sebebi ile McDonalds’a karşı dava açan ve milyonlarca tazminata kazanan yaşlı kadının hikayesini duymuşuzdur. Ülkemizde yaşanması pek olası olmayan bu hikâye, ilk duyulduğunda bir çoğumuzun kafasında çarkların oynamasına ve farklı senaryolar canlandırmasına sebebiyet vermiştir.

Ülkemizde temel hukuk kurallarımız gereği, Amerika ve benzeri ülkelerdeki hukuk sistemlerinden farklı olarak, tazminat bedellerinin zenginleştirme aracı olamayacağı kabul edilmektedir. Bu çerçevede yukarıda anımsattığımız olaydaki gibi yüksek tazminat bedelleri ile uygulamada karşılaşmamaktayız.

Manevi Tazminat Nedir?

Türk Dil Kurumu manevi kavramını “görülmeyen, duyularla sezilebilen, ruhani, tinsel, maddi karşıtı” olarak tanımlamaktadır. Manevi tazminat, haksız bir olay ile karşılaşan kişinin uğramış olduğu maddi kayıplar (sağlık giderleri veya işten yoksun kalma sebebi ile gelirde yaşanan eksiklikler gibi) haricinde, olayın kişide yarattığı elem, keder, üzüntü veya yaşam sevincini kaybetme sonucu meydana gelen zararların karşılığı olarak ödenmesi gereken tazminat bedeli olarak tanımlanabilir.

Türk Borçlar Kanunu Madde 56 kapsamında, kişilerin manevi tazminat talebinde bulunabileceği ifade edilmiş olup; ilgili madde “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Manevi tazminat, zarara uğrayan kişide bir nebze de olsa manevi huzuru doğurmayı amaçlamaktadır. Hukuk sistemimizde manevi tazminat niteliği itibari ile bir ceza olmadığı gibi para ile ölçülebilen maddi zararların karşılanmasına ilişkin bir bedel de değildir.

Manevi tazminat niteliği itibariyle tek olup; bölünmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla, mahkeme nezdinde açılacak manevi tazminat taleplerinde kısmi dava söz konusu olmayacak ve ilk davada manevi tazminatın bir kısmı talep edilerek fazlaya ilişkin bölümü saklı tutulamayacaktır.

Uygulamada Manevi Tazminat

Uygulamada manevi tazminat davasının; kişinin bir suça maruz kalması, karşı tarafın sözleşmeye aykırı hareketleri, kişinin trafik kazası gibi durumlarda beden bütünlüğünde meydana gelen zarar sebebi ile veya kişilik haklarına yönelik yapılan saldırılar neticesinde açıldığını görmekteyiz.

Manevi tazminat ile amaçlanan şey, zarar gören kişinin uğramış olduğu psikolojik sıkıntıların denkleştirilmesidir. Burada psikolojik sıkıntılar veya zarar gören kişilik hakları, rakamlar ile gösterilmek için çok soyut kavramlar olması sebebi ile mahkeme kararlarında da sıklıkla farklılıklar görülmektedir. Yasal mevzuatımızda veya uygulamada manevi tazminatın hesaplamasın kullanılması gereken kesin kuralları olmadığı gibi bu doğrultuda dikkate alınması gereken görüş birliğine varılmış somut kriterlerin dahi bulunmamaktadır. Mahkemeler benzer olaylar için çok farklı tazminatlara karar verebilmekte ve hemen hemen hepsi de 22.6.1966 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararına atıf yapmaktadır. Maalesef, elli yılı aşan söz konusu kararın manevi tazminat hesaplanması süreçlerinde güncelliğini yitirmiş olduğu düşüncesindeyiz.  

Manevi Tazminat Nasıl Hesaplanır?

Eski tarihli borçlar kanunumuz ile hâkimin manevi tazminatı belirlerken kişilerin unvanı, işi ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını gözetilmesi gerektiğini belirtmekte ise de güncel kanunumuzda bu kriterlere yer verilmemiştir.

Güncel yasal mevzuatımızda manevi tazminat için açıkça ödenmesi gereken miktarı veya bunun nasıl hesaplanacağını belirtmemiş, bu bedelin olayın niteliğine göre hâkim tarafından belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Burada manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekmektedir.

Hâkim takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, manevi zarara neden olan olayın ağırlığı gibi özellikleri göz önünde tutması ve makul bir oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerekmektedir.

Tazminat miktarının belirlenmesinde hakimlerin sıklıkla somut olay ve emsal karar karşılaştırılması yönetime başvurmakta olduğu görülmektedir.

Manevi tazminat ne zaman talep edilebilir?

Manevi tazminat davalarına ilişkin zamanaşımı süreleri açılacak davanın ve haksız fiilin niteliğine göre değişiklik gösterebilmektedir. Uğranılan bir haksız fiil sebebi ile açılacak manevi tazminat davalarında zarar gören kişinin zararı ve zarar veren kişiyi öğrenmesinden itibaren iki yıl, herhalde ise on yıl içinde davanın açılması gerekmektedir. İşlenen bir suç sebebi ile meydana gelen manevi zararların tazmini için bir dava açılacak ise burada suçun dava zamanaşımına bakılması gerekecektir.

22.6.1966 tarih ve 1966/7-7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı

İstihdam edilenin eylemi ile işin yapılması sırasında bedence zarara uğrayan kişinin veya ölenin ailesinin, istihdam edenden manevi tazminat isteyebilip isteyemeyeceği, isteyebilmesi halinde müstahdemin kusurunun aranıp aranmayacağı, müstahdemin kusuru aranacaksa, B.K.nun 47. maddesindeki hususi haller deyiminin ağır kusur anlamında uygulanıp uygulanmayacağı, kusurun ağırlığı sözünün kapsamı, hafif kusur halinde sorumlu tutulup tutulmayacağı konularında daire kararları arasında içtihat ihtilafı bulunduğundan bahisle ihtilafın, içtihadı birleştirme yolu ile giderilmesi 4. Hukuk Dairesi Başkanlığınca 1. Başkanlığa gönderilen 24.4.1966 tarih ve 131 sayılı yazı ile istenilmesi üzerine, keyfiyet hukuk kısmı İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunda incelenip görüşüldü:

Daire kararları arasında, istihdam edilen Borçlar Kanunun 47. maddesi gereğince manevi tazminatla sorumlu tutulabilmesi için bu hükmün uygulama şartlarında, özellikle müstahdemin ağır kusurunun aranıp aranmaması konusunda ve zarar görenin olaya birlikte sebebiyet verme nispetinin tazminat istenemeyeceği gibi, aynı kanunun 47. maddesinin de ancak fail hakkında uygulanabilip, istihdam edene bu madde gereğince manevi tazminat yükletilemeyeceği düşüncesi ileri sürülmüştür.

Borçlar Kanununun 47. maddesi, haksız eylemden doğan ölüm veya cismani zarar olaylarında, mesnedi ister kendi hareketi, isterse başkasının hareketi olsun bütün maddi sorumluluk hallerinde uygulanabilecek bir hüküm olduğu için bu düşünce, üç muhalif oya karşı büyük çoğunluk tarafından kabule değer görülmemiştir.

II-Filhakika sözü geçen 47. madde gereğince, hakim hususi halleri nazara alarak cismani zarara duçar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namiyle adalete muvafık tazminat verilmesine karar verebilir.

Görüşmeler sırasında beyan edilen bir fikre göre, 47. madde kusura dayanan bir sorumluluk vazeden 41. maddeden sonra gelen maddeler arasında yer aldığından ve kusursuz sorumluluk hallerini derpiş eden 55,56 ve 58. maddeler meyanında bulunmadığından kanundaki yeri itibariyle kusura istinat eden bir hüküm olduğu gibi, madde metnindeki “hususi haler” içinde nazara alınması gereken 1. amilin de kusur olduğu tabi bulunduğundan 47. madde mucibince manevi tazminata hükmedebilmek için tazminatın miktarına tesir edebileceğini ileri sürmüşlerdir.

Görüşmelere katılanların çoğunluğu bu düşünceye iştirak etmemiş ve istihdam edenin 47. madde gereğince manevi tazminatla sorumlu tutulacağı kabul edildiği için, bu maddenin uygulama şartları üzerinde durulmuş ve 47. maddenin kusura veya kusursuzluğa dayanan bir hüküm olmadığı sonucuna varılmıştır.

a) İşviçre Borçlar Kanunun 1881 tarihli metninde, hususi hal ve şartlar olarak kasıt ve ağır ihmal zikredilmişti. 1911 yılındaki tadilde “Kasıt ve ağır ihmal” tabirleri, 47. madde metnine alınmayarak çıkarılmıştır. (Becker, 41. madde şerhi, No. 5; Oser – Sehünenberger, 47. madde şerhi, No. 1.). Bu maddeye tekabül eden eski, 54. maddenin mer’i olduğu zamanda dahi, uygulamada kasıt ve ağır ihmal bir misal olarak telakki edilmiş ve bundan dolayı manevi tazminata hükmedilmesi, hafif kusur hallerinde bile imkan dahiline girmişti. (Becker, M. 47, No. 5).

b) Esasen isabetli bir neticeye vasıl olabilmek için 47. madde metni incelenirce, bu hükmün uygulama şartları arasında kusurun da bulunduğunu gösteren herhangi bir ibareye tesadüf edilmez. İsviçre metnine göre, bir kimsenin öldürülmesinde veya cismani zarara uğratılmasında hakim, özel hal ve şartları takdir ederek, mutazarrına veya öldürülenin yakınlarına uygun bir paranın manevi tazminat olarak ödenmesine hükmedebilir (Oser- Schönenberger, Recai Seçkin Tercümesi; Becker Kemal Reisoğlu Tercümesi).

Metindeki “özel hal ve şartlar”dan maksat, kendine mahsus yani olaya has hal ve şartlar, bir başka olayın özellikleri-hususiyetleri-dir.

c) Her ne kadar görüşmelerde azınlıkta kalan noktai nazara mesnet yapılan V. Turh’un Borçlar Hukuku adlı eserinin Türkçe tercümesinde “Kusurun fevkalade ağır bulunması halinde, iş sahibi manevi zarar namiyle bir tazminat ödemeye de mahkum edilebilir” denmekte ise de (C. Edege Tercümesi, Sah. 422-423), V. Tuhr- Siegwart. ikinci bası Almanca metninde bu cümle, “kusurun özel ağırlığı istihdam edeni 49. madde göreğince manevi tazminatla sorumlu kılabilir” şeklinde ifade edilmiş bulunmakta (Sah. 382-383) ve aynı eserin manevi tazminat başlıklı paragrafında da “bir manevi tazminat hakkı 49. maddedeki genel hükme göre, kanun başka türlü düzenlenmemişse (Not 4 a: mesela, 47. maddede böyledir. Federal Mahkeme bu hükmünden, kusur olmadan bir ölüm veya cismani zarardan sorumlu olana, manevi tazminat tahmil edilmesinin gayri mümkün olmadığı sonucunu çıkarıyor) yalnız zararın ve kusurun özel ağırlığı haklı kılarsa husul bulur” denmektedir. (sah.117).

İsviçre’de yayınlanmış eserlerden Oser-Schünenbegerin Borçlar Hukukunda “ölümün veya cismani zararın vukuunda kusuru bulunan, 47. madde gereğince manevi tazminatla sorumludur, fakat kusur nazara alınmaksızın bir eylemin sonucunu tekabbül etmeye mecbur olan dahi, manevi tazminatla müvekelleftir, zira zararın tazminine ilişkin hükümler burada da kıyasen uygulama yeri bulur. Şüphesiz kusurun bulunmadığı durumlarda hakimin takdir hakkı, ancak özel hal ve şartlar altında manevi tazminata hükmedilmesine imkan verir” (madde 47, No. 10) dendiği gibi, H. Becker dahi Borçlar Hukuku adlı eserinde 47. maddeye konu olan manevi tazminatın şartlarını anlatırken, “adam öldürmenin veya cismani zararın kusurlu surette yapılmış olmasının şart olmadığını” (madde 47, No. 2), tebarüz ettirmiştir.

47. maddeye dayanan manevi tazminat için kusurun şart olmadığı artık İsviçre Federal Mahkemesinin kararlarında da kabul edilmektedir. (Karl Oftinger, İsviçre Sorumluluk Hukuku, 1. cilt, 1958, sahife 262)

ç) 47. madde gereğince manevi tazminata hükmedebilmek için kusurun aranması, bu hükmün uygulanacağı maddi tazminat sorumluluğunun bütün halleri ile de kabili telif değildir.

Her ne kadar harsız eylemlerde kusur sorumluluğunun temelini teşkil eden 41. madde hükmü için böyle bir durum meydana gelmez ise de, temyiz kudreti bulunmayan şahısların sorumluluğu (madde 54), istihdam edenin sorumluluğu (madde 55), hayvanlar için sorumluluk (madde 56), eser malikinin sorumluluğu (madde 58), hatta aile başkanının sorumluluğu (Medeni K. madde 320) gibi kusur aranmayan sorumluluk hallerinde, maddi tazminata hükmedebilmek için kusur şart olmadığı gibi, bu durumlarda ölüm veya cismani zarar vuku bulmuşsa ayrıca 47. maddeye müsteniden manevi tazminat istenebilmesi için de yine kusurun mevcudiyeti şart değildir.

Bu konuda şu cihete de işaret etmek gerekir ki, mesela ilkokula giden çocuğu bir nakliyat şirketinin kamyonunun ezmesi sebebiyle veya küçük bebeği başkasının köpeğinin ısırması sonucu ölen yahut da türlü meşakkatlerle yetiştirdiği genç evladı yolu kenarındaki binanın çökerek altında kaldığı için aynı akıbete maruz kalan ana ve baba lehine, Borçlar Kanununun 45. maddesinin 2. fıkrasına göre aynı kanunun sırasiyle 55,56 ve 58, maddesi gereğince maddi tazminata hükmedebilmek için kusur şart tutulmadığı halde, manevi tazminatta kusurun aranması, normal hayat münasebetlerine ve itiyatlara da aykırı düşer.

47. madde, şartları tahakkuk ettiği takdirde, yalnız yukarıda sözü edilen sorumluluk hallerinde değil, özel kanunların sorumluluk yükleyen hükümlerinin uygulandığı yani maddi tazminata hükmedilen bütün hallerde ve bunların yanı başında tatbik yeri bulur (Becker, 47. madde şerhi No. 2; Oftinger, a.g.e. Sh. 262) Bu arada Karayolları Trafik Kanunu zikredilebilir.

d) Borçlar Kanunun (haksız eylemlerden doğan borçlar) kısmında maddi tazminat sorumluluğuna mesnet teşkil eden 41,54,55,56 ve 58. madelere mukabil manevi tazminat talebi hakkını veren 47. maddeden başka bir de 49. maddenin bulunduğu malumdur.

49. Maddeye göre, şahsi menfaatleri ihlal edilen kimse, kusurun mevcudiyeti halinde zararın tazminini; ihlalin ve kusurun özel ağırlığını haklı kılarsa, manevi tazminat olarak bir para miktarının ödenmesini isteyebilir. Hakim bu ödemenin yerine veya onun yanı başında, manevi tazminatın diger bir nevine de karar verebilir.

Demek oluyor ki, 49. madde mucibince maddi tazminat için kusurun mevcudiyeti manevi tazminat için de kusurun bilhassa ağır olması, şarttır.

47. maddede kusur şartının aranmaması, 49. maddenin şahsi menfaatlere, 47. maddenin ise hayata ve vücut bütünlüğüne ilişkin bulunmasının meydana getirdiği sonuçlara da uygun düşer.

47. madde, 41-53. maddelere tanzim edilen genel kurallar arasında yer almıştır. Bu itibarla, 47. maddenin tanzim tekniği bakımından kanunda işgal ettiği yer, bu madde hükmünün unsurları arasına kusuru da ithal etmeğe, hem kifayet etmez hem de elverişli değildir.

III-Borçlar Kanunun 47. maddesi gereğince manevi tazminata hükmolunabilmesi için, bu maddenin metninden doğan özel şartlarla birlikte hatta daha önce genel şartların yani olayda maddi tazminata hümedebilmenin tabi bulunduğu şartların tahakkuk etmiş olması lazımdır.

a) Genel şartlar, kusur unsuru istisna edilirse, kusur sorumluluğu ile kusura dayanmayan sebebiyet (illiyet) sorumluluğunun bütün hallerinde aynıdır.

Bunlar, 1) bir eylem (yahut imtina), 2) bir zarar, 3) zarar ile eylem arasında iliyet bağı, 4) eylemin hukuka aykırı olmasından ibarettir (H. Becker, m. 41 şerhi, No. 1; Schönenberger, m. 41 şerhi, No. 2)

Bu şartlardan en önemlisi, zarar ile eylem arasındaki illiyet bağıdır. Eğer olayda böyle bir illiyet bağı yoksa, sorumluluk da yok demektir.

Genel şartların sorumlulğun nevine göre bazı özellikler arz edeceği tabiidir. İçtihadın birleştirilmesine konu olan istihdam edenin 47 inci madde gereğince manevi tazminatla sorumlu tutulabilmesi için, 55 inci maddeye dayanan sorumluluğunun tahakkuk etmesi icap eder. Mamafih ölenin yakınları veya cismani zarara uğrayan, maddi ve manevi tazminatı birlikte dava edebilecekleri gibi, yalnız manevi tazminata hükmedilmesini de isteyebilirler. Her iki halde 55 inci maddeden doğan genel şartların yani önce bunlardan müspet şartların gerçekleşmesi, ondan sonra da menfi şartların tahakkuku, bir başka deyişle istihdam edenin ikame ettiği kurtuluş beyyinesinin amcına ulaşmaması lazımdır (K. Oftinger, a.g.e., clit: 2/1, 1960, Sah. 142-177; K. Reisoğlu, İstihdam Edenlerin Mesuliyeti, 1985, Sah. 30-59).

b) Borçlar Kanunun 47 inci maddesinden doğan özel şartlara gelince; bunlar, başlıca üç grupta toplanabilir :

1) Bir kimse ölmüş veya cismani zarara uğramış olmalıdır.

2) Davayı ölenin yakınları veya cismani zarar uğrayan kimse açmalıdır.

3) Özel hal ve şartlar, manevi tazminat hükmedilmesi gerektirmelidir.

Bu şartlardan sonucusu, içtihadı birleştirmenin esas konusunu teşkil etmektedir. Her ne kadar Kanunumuzda, İsviçre metninden farklı olarak hakimin manevi tazminata adelete tevfikan hükmedeceği yazılı ise de, hakim esasen özel hal ve şartları takdir ederken Medeni Kanunun 4 üncü maddesi mucibince hak ve nasafet kurallarına tabi olacağına göre, bu hükmü 4 üncü maddeyi teyit edici olarak telakki etmek gerekir.

Özel hal ve şartlar, her olaya göre değişir. Esasen maksat, yukarıda da açıklandığı gibi, olaya has hal ve şartlar, yani olayın özellikleridir.

Bu özelliklerin başında, manevi zararın önemli olması gelir. Eli çizilen bir kimseye cismani zarara uğradı diye kural olarak manevi tazminat hükmedilmesi icap etmez. Demek ki, cismani zarara uğruyan kimsede veya ölenin yakınlarında önemli bir manevi zarar (elem, ızdırap) husule gelmeli, yani gerçekten manevi bir tatmin ihtiyacı doğmuş bulunmalıdır. Ölüm vukubulmuşsa, sağlığında ölen ile davacı arasındaki münasebetin mahiyeti ve derecesi bu hususun takdirinde büyük rol oynar.

Bundan başka olayın oluş şekli, nazara alınır. Feci bir olay ile normal şartlar altında meydana gelmiş olan olay bir tutulamaz.

Nihayet ilgilerin yani failin, olaydan başka sorumlu varsa onun, mesela istihdam edenin, ölenin, davacıların içtimai vekilerinin, tahsil ve iktisadi durumlarının göz önünde tutulması lazımdır.

Kısacası kanun vazıı, her olayda meydana çıkan ihtiyacı karşılayan kesin bir kural koymaktaki zorluğu düşünerek, 47 inci madde metnini kasten elastiki bir şekilde formüle etmiş ve manevi tazminat hükmedilmesini gerekli kılan hal ve şartları, hakimin takdirine bırakmıştır. (K. Oftinger, a.g.e., Cilt: 1, Sh. 265). Tabiatıyla bu takdirde, bir yanılma durumu olmamalıdır.

Eğer olayda failin veya onun hareketinden sorumlu olan şahsın, mesela istihdam edenin kusuru varsa, bu kusurun veya cismani zarara uğrayan yahut da ölen, zarara birlikte sebebiyet vermişse, sebebiyet verme nispetlerinin veya karşılıklı kusurlarının manevi tazminat hükmedilmesinde ve miktarında nazara alınması icap eder. Mücerret müterafik kusur veya birlikte sebebiyet verme durumu, manevi tazminat hüküm edilmesine engel değildir; ancak, müterafik kusur veya birlikte sebebiyet verme nispeti, manevi tazminat hükmedilmesini haksız ve yersiz kılacak derecede ağır ve büyük olursa, hakim manevi tazminataa hükmetmeyebilir. (H. Becker, m. 47, No 2; Oser- Schönenberger, m. 47, No. 12; v. Tuhr Siegwart, Cilt: 1, Sh. 117, Not: 46; K. Oftinger, Cilt: 1, Sh 269).

İsviçreli Hukukçulardan H. Becker (1942, madde 47, No. 8) ve K. Oftinger’in (1985 cilt: 1, Sh. 269) eserlerinde işaret ettikleri gibi hakim manevi tazminata hükmederken para değerini de düşünmelidir. Hükmettiği meblağ, bir sadaka niteliği taşımamalı, kısmen de olsa bir manevi tatmin fonksiyonu ifa etmelidir. Mamarif diğer tarafın müzayaka haline düşmesine, onun mahvına da meydan vermemelidir.

Esasen manevi tazminat, ne bir ceza, ne de gerçek manasında bir tazminattır. Ceza değildir; çünkü, davacının menfaati düşünülmeksizin, sorumlu olana hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük değildir. Mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanması amaç edinmediği için de , gerçek manasında bir tazminat, mağdurda veya zarara uğrayanda bir huzur hissi, bir tatmin duygusu tevlit etmelidir (H. Becker, m. 47, No. 1).

Hakimin manevi tazminat miktarını tayin ederken, Borçlar kanununu 43 ve 44 üncü maddelerindeki kuralları, “özel hal ve şartları” takdir ederken kıyasen uygulaması, kusursuz sorumluluk hallerinde ve olayda kusur bulunmadığı takdirde, kusurun dışında kalan amilleri, alelıtlak kusurun mevcudiyeti halinde ise kusur da dahil bütün faktörleri takdirine mesnet yapması gerekir (Oser-Schönenberger, m. 47, No. 12; Oftinger, a.g.e., Cilt: 1, Sh. 269).

KARAR :

İstihdam edenin Borçlar Kanununun 47 inci maddesi gereğince manevi tazminatla sorumlu tutulabilmesi için ne kendisininin, ne de müstahdeminin kusurunun şart olmadığına, hakimin sebebiyet (illiyet) münasebeti bulunmak kaydıyla özel hal ve şartları takdir ederek manevi tazminata hükmedebileceğine, varsa müstahdemin veya istihdam edenin yahut her ikisinin kusurunun ve ölenin veya cismani zarara uğrayanın birlikte sebebiyet verme nispetinin yahut müterafik kusurunun özel hal ve şartlar içinde takdir edilmesi gerektiğine, ilk toplantıda üçte iki çoğunluk sağlanamadığından ikinci toplantıda mevcudun yarısını geçen çoğunlukla ve 26/6/1966 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

N.Tüzünkan, Ş.Arınç, H.Günçel, K.Terzioğlu, N.A.Ozanalp, D.Turhan, N.Renda, E.Şener, M.R.Kayganacıoğlu:

Kusur şarttır.

Z.Dokumacı :

BK.nun 55. maddesinin 47. maddesi ile birlikte incelenmesi, ona göre işlem yapılması reyindeyim.

N.O.Akçakayalıoğlu :

Adamın kusurundan dolayı dahi olsa istihdam eden tazminatla sorumlu değildir.

M.Zafir :

Müstahdemin ağır ve galip kusuru şarttır.”

Aşağıdaki Çalışmalar İlginizi Çekebilir

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Yargıtay Temyiz Süreçleri ve Daire Yapısı

Yargıtay Temyiz Süreçleri & İzmir’de Yargıtay temyiz avukatı

Yargıtay, hukuk ve ceza davalarında temyiz mercii olarak görev yapan ve Türk yargı sisteminin en yüksek mahkemelerinden biridir. Yargıtay’da yer alan daire sayısı ve dosyaların işlenme süreci, temyiz başvurusunda bulunan taraflar için önemli bir yol haritası sunar. Efes Hukuk olarak İzmir’de Yargıtay temyiz sürecine dair uzman desteği sunuyoruz.

Yargıtay’da Kaç Daire Vardır?

Yargıtay’da yirmi hukuk dairesi ve yirmi iki ceza dairesi olmak üzere toplam 42 daire bulunmaktadır. Her dairede bir daire başkanı ve yeteri kadar üye yer alır. Daireler, başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanarak, müzakere eder ve çoğunlukla karar verir. Müzakereler gizli yürütülür.

Temyiz Edilen Hukuk Dosyasının Aşamaları

  1. Dosya Kaydı: Yerel mahkemeden gelen dosya, ilgili hukuk dairesine kaydedilir ve esas numarası alır.
  2. Ön İnceleme: Dosya, ilgili tetkik hakimine gönderilir ve inceleme sonucuna göre işlem görür.
  3. Duruşma Hazırlığı: Duruşmalı dosyalar için tarih ve saat belirlenir, dosya tebligat için ilgili memura gönderilir.
  4. Tevzi ve Tetkik: Dosya tevzi edilip ilgili tetkik hakimi tarafından incelenir. Müzakere sonucunda karar verilir.
  5. Karar ve İlam: Karar memuru numara verir, ilam yazılır ve onaylanmak üzere yazı işleri müdürüne teslim edilir.
  6. Posta: Onaylanan ilam, posta memurunca yerel mahkemeye gönderilir.

Temyiz Edilen Ceza Dosyasının Aşamaları

  1. Cumhuriyet Başsavcılığı: Ceza dosyası öncelikle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gelir, kaydı yapılır ve numara verilir.
  2. Tevzi ve İnceleme: Dosya Cumhuriyet savcısınca incelenir ve ceza dairesine tevzi edilir.
  3. Daire İşlemleri: Hukuk dosyalarındaki gibi ön inceleme, duruşma ve karar süreçleri işletilir.
  4. İlam ve Posta: Karar onaylandıktan sonra Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla yerel mahkemeye gönderilir.

Yargıtay’da Dosyalara Öncelik Nasıl Verilir?

Taraf veya vekil, dosyasına öncelik verilmesini talep edebilir. Bunun için dayanak olan gerekçeyle birlikte ilgili daireye dilekçe sunulur. Daire talebi kabul ederse dosya öncelikli olarak işleme konulur.

Emsal Karar ve Dosya Sorgulama

Yargıtay internet sayfasından;

  • “Daire numarası”, “esas-karar numarası”, “ilgili mevzuat”, “anahtar kavramlar” gibi bilgilerle emsal karar araması yapılabilir.
  • “Mahkeme adı”, “mahkeme esas ve karar no” ya da “Yargıtay dairesi” bilgileriyle dosya sorgulamagerçekleştirilebilir.

UYAP Yargıtay Bilgi Sistemi

UYAP Yargıtay Bilgi Sistemi, 2003 yılında Yargıtay ve Havelsan A.Ş. ortaklığıyla başlatılmış olup, elektronik arşiv, hızlı karar işlemleri ve veri entegrasyonu gibi hedeflerle yargıya dijitalleşme kazandırmayı amaçlamaktadır.

Efes Hukuk olarak, İzmir’de Yargıtay temyiz davalarında uzman avukat kadromuzla müvekkillerimize süreç boyunca rehberlik ediyoruz. Temyiz dilekçesi yazımından duruşma takiplerine, dosya sorgulama yardımından karar analizi desteğine kadar her aşamada yanınızdayız.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Munzam Zarar Nedir?

Munzam Zarar Nedir?

Munzam Zarar Nedir? İzmir Avukat

Munzam Zarar Nedir?

munzam

Arapça munżamm

1. sıfat, eskimiş Katılmış, ulanmış, eklenmiş.

2. isim, eskimiş Katma, ekleme, ek.

Munzam, Türk Dil Kurumu’na göre eklenmiş, katılmış anlamına gelmektedir. Munzam zarar, alacaklının borcunun faizile birlikte ödenmesi durumunda dahi bu ödenen bedelin üzerinde bir zarara uğraması halinde söz konusu olmaktadır. Borçlunun kusuru sabebile uğramış olduğu bu munzam zarar aynı zamanda aşkın zarar olarak da ifade edilmektedir.

Munzam zarara örnek olarak bir alacağın tahsili için alacaklı tarafından yapılmış olan ihtar veya mahkeme tespit giderleri, alacaklının başkasına olan borcunu ödeyememesi sebebi ile meydana gelen cezai şart ödemeleri, alacaklının yoksun kalmış olduğu kazanç örnek verilebilir.

Türk Medeni Kanunu – Aşkın Zarar

Madde 122- Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.

Munzam Zararın Şartları

Munzam zarardan bahsedilebilmesi için somut olayda;

  • Asıl Alacağın Mevcut Olması
  • Borçlunun Temerrüde Düşümüş Olması
  • Munzam Zararın Oluşmasından Borçlunun Sorumlu Olması
    gerekmektedir.

Munzam Zararın İspatı

Yasal mevzuat ve temel hukuk ilkeleri çerçevesinde, munzam zararın ispatı bu zarara uğramış olduğu ve zararının giderilmesini talep eden alacaklı tarafından gerçekleştirilmelidir. Alacaklı yasal süreç kapsamında bu zararının somut bir şekilde ortaya koyabilmekle yükümlüdür.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56