Kategori arşivi: Genel

Belirsiz Alacak Davası Nedir?

Belirsiz Alacak Davası Nedir
Belirsiz Alacak Davası Nedir?

Belirsiz Alacak Davası Nedir?

Belirsiz alacak davası, davanın açıldığı tarihte alacağın miktar veya değerinin tam olarak belirlenmesinin imkansız olduğu durumlarda asgari bir miktar ya da değer üzerinden açılan dava türüne denir. Belirsiz alacak davası, 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olup Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107. maddesinde bir dava türü olarak düzenlenmektedir.

Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğünü hizmet etmesidir. Bununla birlikte davacının yüksek yargılama giderlerini katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskinin azaltılması hedeflenir. Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir nitelendirme yapılması mümkün olmayıp; her dava ve alacak bakımından somut olayın özelliklerine göre sonuca gidilmesi gereklidir.

6100 sayılı Kanunun 107. maddesine göre,

  1. Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.
  2. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.
  3. Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.”

Belirsiz Alacak Davasının Açılabilme Şartları:

  1. Talep Sonucunun Miktarının Belirlenmesinin İmkansız veya Davacıdan Beklenemeyecek Olması:
    1. Talep Sonucunun Belirlenmesinin İmkansız Olması
    2. Talep Sonucunun Belirlenmesinin Davacıdan Beklenemeyecek Olması
  2. Dava Dilekçesinde Geçici Talep Sonucunun Belirtilmesi
  3. Talep Sonucunun Kesin Olarak Belirlenmesi

Belirsiz Alacak Davası Açmanın Avantajları Nedir?

  • Belirsiz alacak davası açmanın amacı, başta yüksek yargılama gideri ödemekten kurtulmak olabilir. Zira alacağın tam miktarı üzerinden hesaplanacak harç başta davacı tarafa külfet olacaktır. Belirsiz olan alacak, belirlenebilir hale geldiği zaman eksik olan harç tamamlanır.
  • Belirsiz alacak davası açmanın bir başka avantajı ise yanlış ve eksik veya fazla talepte bulunma riskinden kurtulmaktır. Zira belirsiz olarak açılmayan dava türlerinde, hükmedilecek alacak miktarı, dava dilekçesindeki talep miktarından fazla ise karşı tarafa vekalet ücreti ödemek durumunda kalınır. Belirsiz alacak davası açan taraf talep sonucunu davalının muvafakatine bağlı olmadan artırabilir.
  • Bir başka avantajı ise bu dava türleri zamanaşımını keseceği için alacak yönünden zamanaşımı sebebiyle kayıplar yaşamayacaktır.
  • Belirsiz alacak davasında talep arttırımı yapılabileceği gibi; ıslah yoluna da başvurulabilir. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu durumlarda iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davacı davanın başında belirtmiş olduğu talebini arttırabilir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2016/26476E , 2020/7547 K ve 14.09.3939 tarihli kararında; öncelikle belirsiz alacak davasını tanımlamış ve bu davanın açılabilmesi için aranan temel ölçütleri vurgulamıştır. Buna göre;

  1. Davanın açıldığı tarihi itibari ile uyuşmazlığı konu alacağın miktarı veya değeri tam ve kesin olarak belirlenemiyor olmalıdır.
  2. İşbu belirleme hali objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır. Bir başka anlatımla gerekli dikkat ve özen gösterilmesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesi davacıdan beklenemeyecek olmalıdır. Dava değerinin tespiti için incelenmesi gereken belgelere davanın açıldığı tarihte ulaşılamaması ya da bu belgelerin karşı tarafın elinde bulunması gibi haller bu durumu örnek gösterilebilir.
  3. Taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması talep sonucunun belirlenmesi davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez.
  4. Özellikle iş hukuku yargılamasında alacağın belirsiz olup olmadığı her bir talep için ayrı ayrı değerlendirilmelidir aynı dava dilekçesinde talep yığılması şeklinde bazı alacaklar için belirsiz alacak davası, bazıları için ise kısmi dava açılabilir.
  5. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacaklarının ve yıllık izin ücretinin miktarları çalışan tarafından bilinebileceği için kural olarak belirsiz alacak davasına konu edilemez. Ancak hesabın unsurları olan sosyal hakların örneğin yemek ulaşım yardımı gibi miktarının belirlenmesi işveren kayıtlarına bağlıysa veya bu tutarlar yargılama ile belirlenebilecek ise kıdem ve ihbar tazminatı da belirsiz alacak davasına konu edilebilir. Bir başka anlatımla yukarıda belirtildiği gibi her dava ve talep ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Yargıtay ayrıca alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığını belirtmiştir. Bu kabulden hareketle, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarı yahut değeri belirlenebilir durumdaysa dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

İstinaf Mahkemesi Nedir?

İstinaf Mahkemesi Nedir | İstinaf Nedir | İstinaf Ne Demektir | İzmir Avukat | İzmir Avukatlık Bürosu

İstinaf Ne Demek?

istinaf

isim, eskimiş, hukuk, (isti:na:fı), Arapça istīnāf

Mahkemenin verdiği kararı kabul etmeyerek bir üst mahkemeye götürme.

İstinaf Mahkemesi Nedir? Bölge Adliye Mahkemesi Nedir?

Bölge adliye mahkemesi, (istinaf mahkemesi) ilk derece hukuk ve ceza mahkemelerinin kararlarına karşı yapılan istinaf başvurularını incelemekle görevli üst derece mahkemesidir.

Yargı Süreçleri (Yerel Mahkeme, Bölge Adliye Mahkemeleri, Yargıtay)

İstinaf Kanun Yolu Nedir

İlk derece mahkeme kararlarının taleplerle belirlenen sınırlar çerçevesinde gerekiyorsa ikinci kez yeniden görüşülüp bir karar verilmesini sağlayan olağan bir kanun yoludur. 07.10.2004 gün ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun ile bölge adliye mahkemeleri(istinaf mahkemeleri) kurulmuştur. Böylece 2 dereceli sistem 3 dereceli hale gelmiştir. Bölge adliye mahkemeleri 20 Temmuz 2016‘da göreve başlamıştır.

İstinaf yargılaması yapan bölge adliye mahkemeleri (istinaf mahkemeleri) ikinci derece (asıl derece) mahkemesi olarak nitelendirilir. (5235 sayılı Kanun Madde 3).

Bölge Adliye Mahkemesi 2021 Parasal Sınır Nedir?

İlk derece mahkemesinde verilen kararın istinaf edilebilmesine ilişkin parasal sınır 2021 yılı için 5.880,00 TL olarak belirlenmiştir.

Hangi İstinaf Mahkemesi’ne Başvurmalıyım?

Bölge Adliye Mahkemeleri Yargı Çevresi
https://trabzonbam.adalet.gov.tr/yargi-cevresi
  • KAYSERİ : Kayseri, Niğde, Nevşehir, Yozgat, Sivas
  • ANKARA : Ankara, Eskişehir, Kırşehir, Kırıkkale, Çankırı, Karabük, Kastamonu
  • İSTANBUL : İstanbul, Edirne, Tekirdağ, Kırklareli
  • İZMİR : İzmir, Manisa, Aydın, Muğla, Uşak
  • BURSA : Bursa, Balıkesir, Kütahya, Bilecik, Yalova
  • SAKARYA : Sakarya, Kocaeli, Düzce, Bolu, Zonguldak, Bartın
  • ANTALYA : Antalya, Denizli, Burdur, Isparta
  • KONYA : Konya, Afyonkarahisar, Karaman, Aksaray
  • ADANA : Adana, Mersin, Osmaniye, Hatay
  • SAMSUN : Samsun, Sinop, Çorum, Amasya, Tokat, Ordu
  • TRABZON : Trabzon, Giresun, Gümüşhane, Riza, Artvin
  • ERZURUM : Erzurum, Erzincan, Tunceli, Bayburt, Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan
  • GAZİANTEP : Gaziantep, Kahramanmaraş, Adıyaman, Şanlıurfa, Kilis, Malatya
  • DİYARBAKIR : Diyarbakır, Elazığ, Mardin, Batman, Bingöl, Siirt, Şırnak
  • VAN : Van, Bitlis, Muş, Hakkari

Mahkeme Kararları

Tahkim Kararlarına Karşı İtiraza Görevli ve Yetkili Mahkeme İstinaf Mahkemesidir.

YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ E. 2016/18047 K. 2017/2674

“Bütün bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde HMK.’nın 439/…. maddesi gereği hakem heyeti kararlarına karşı yalnız iptal davası açılabileceği anlaşılmaktadır. HMK’nın 439. maddesinin …. fıkrasında iptal davasına karşı temyiz yolunun açık olduğu belirtilmiştir. Ancak bu düzenleme HMK’nın 410. maddesi gereği tahkim yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkeme tahkim yeri bölge adliye mahkemesine uygun olarak yapılmış bir düzenlemedir.”

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Derdest Ne Demek?

Derdest Ne Demek | Hukuki Bilgi | İzmir Avukat | İzmir Hukuk Bürosu | İzmir Hukuk Büroları | Efes Hukuk Bürosu

Hukuki lugatında sıkça karşılaşabilecek olduğunuz bir kavram “derdest“. Peki, ne anlama gelmektedir? Bir davanın derdest olması ne anlama gelir?

Türk Dil Kurumu’na Göre Derdest Ne Demektir?

Farsça

1. isim, eskimiş Yakalama, tutma, ele geçirme.

2. sıfat, hukuk Görülmekte olan

Mevzuatımız Kapsamında

Hukuk kapsamında kullanılmakta olan derdestlik bir davanın halen görülmekte olması yani bir başka değiş ile devam ediyor olması anlamına gelmektedir. Bir dava hakkında kesin hüküm verilinceye kadar o dava derdest durumdadır. Başka bir anlatımla bir davanın derdest olması o dava hakkında henüz kesin hüküm verilmemiş olması anlamına gelmektedir.  

Dosyanın Derdest Olması Ne Demek?

Dava dosyasının derdest olması dosyanın daha önceden açılmış ve halen görülmeye devam etmekte olduğu anlamına gelmektedir.

Dava Dosyası Ne Kadar Süre İle Derdest Kalır?

Derdestlik, dava dosyası kapanana kadar devam etmekte olup; dava dosyasının herhangi bir sebep ile işlemden kaldırılması tarihinden 3 ay süre ile de devam edecektir. Bu süre hak düşürücü nitelikte olmakla birlikte bu hükümler, davanın açılmamış sayılmasını gerektiren şartların salt doğumu ile kendiliğinden ortadan kalkar ve dava derdest olmaktan çıkar.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu Kapsamında İlgili Yasal Düzenlemeler

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) kapsamında bir davanın açılabilmesi için gereken dava şartları arasında aynı davanın daha önce açılmamış ve halen görülmekte olmaması sayılmış olup; burada açıklanan kavram davanın derdest olmaması olarak da özetlenebilir. Özetle bir dava şartı olarak ifade edilebilir.

Madde 114- (1) Dava şartları şunlardır: …ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.

Madde 115- (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.

İçtihat

Davalı esas cevap süresi içerisinde; Ankara 6 Tüketici Mahkemesinin 2005/2368 esas sayılı dosyasında aynı davanın açıldığını ve davanın devam ettiğini belirterek derdestlik itirazında bulunmuştur. Bir davanın derdest olması demek, davanın görülmekte olmasıdır. Derdest ( görülmekte) olan dava yeniden açılmaz. HUMK’nun 187/4 ve 194 maddelerine göre derdestlik itirazının şartları şunlardır.

1. Aynı davanın iki kere açılmış olması, 2. Birinci davanın görülmekte ( derdest ) olması, 3. Birinci dava ile ikinci davanın aynı dava olması,

Somut olayda da aynı hukuki sebepten kaynaklanan tarafları aynı olan davanın iki mahkemede görülmekte olduğu açıktır. Birinci dava derdesttir. Mahkememizde açılan ve 6 Tüketici Mahkemesine açılan davanın tarafları, konusu ve dava sebebinin aynı olduğu ve davalının süresinde derdestlik itirazında bulunduğu anlaşıldığından HUMK nun 194 maddesi dikkate alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar vermek gerekmiştir.

Ankara 4.Tüketici Mahkemesi Esas No: 2005/2395 Karar No: 2006/473

Detaylı bilgi veya sorularınız için bizim ile iletişim‘e geçebilirsiniz.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Trafik Kazası Sebebi İle Tazminat

Trafik Kazası Sebebi İle Tazminat

Meydana gelen trafik kazaları sebebiyle mağdur olan kişiler veya yakınları hem sigorta şirketine hem de kazaya karışan kişiye karşı açarak tazminat kazanabilmektedir. Tazminat davalarındaki taleplerin ayrımı, meydana gelen kazanın yaralanmalı , ölümlü olup olmadığına göre değişecektir. Tazminat miktarının bir üst sınırı olmamakla birlikte, tazminat davasının kazanılması noktasında kusur tespiti yapılarak hüküm kurulmaktadır. Detaylandıracak olursak:

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat Davasını Kimler Açabilir?

Trafik kazasında yaralanma meydana gelmişse, yaralanan şahsın bizzat kendisi maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Yaralanan kişi maluliyet nedeniyle çalışma hayatı boyunca uğrayacağı işgücü kaybı nedeniyle maddi tazminat; trafik kazası nedeniyle uğradığı elem, keder ve üzüntü nedeniyle de manevi tazminat talep edebilir. Trafik kazası nedeniyle ağır bedensel bir yaralanma vuku bulmuşsa, yaralanan kişinin yakınları (anne, baba, eş, çocuklar, nişanlı) da sadece “manevi tazminat davası” açabilirler (BK md.56). Yargıtay uygulamasında “ağır bedensel yaralanma”, yaralanan kişinin uzuv kaybı yaşaması veya hayati fonksiyonlarını yerine getirememesi olarak kabul edilmektedir. Örneğin; bir gözün kaybedilmesi, kol veya ayaklardan birinin kesilmesi vb. gibi haller ağır bedensel yaralanma olarak değerlendirilmektedir.

Ölümlü trafik kazalarında ise, ölenden yaşarken destek alan herkes maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ölen evliyse eşi ve çocuklarına, bekar ise anne ve babasına destek verdiği karine olarak kabul edilir. Yani, bu kişilerin ölenin desteğinden yararlandıklarını ispat etmelerine gerek yoktur. Ölenin nişanlısı, amcası, dayısı vb. gibi herhangi bir yakınının trafik kazası nedeniyle tazminat (destekten yoksun kalma tazminatı) talep edebilmesi için ölen kişiden yaşarken destek aldığını ispatlaması gerekir.

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat Davası Kime Karşı Açılır?

Trafik kazası hukuki niteliği itibariyle haksız fiil olarak kabul edildiğinden, maddi ve manevi tazminat davası haksız fiil sorumlularına karşı açılır. Ancak, trafik kazalarında haksız fiili bizzat işleyenler dışında da tazminat sorumluları vardır. Trafik kazası neticesinde ölüm, yaralama veya herhangi bir malvarlığı zararı meydana gelmesi halinde aşağıdaki kişilere maddi ve manevi tazminat davası açılabilir:

Sigorta Şirketi: Trafik kazasına karışan aracın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (Trafik Sigortası) veya poliçe kapsamına göre İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası (Kasko Sigortası) hangi sigorta şirketi tarafından yapılmışsa, o sigorta şirketi de ölüm, yaralama veya diğer zararlardan sorumludur (KTK md.91). Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının A-1.maddesine göre, sigortacı bu poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermesinden dolayı 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder.

Aracın Sürücüsü: Trafik kazasında kusurlu olan aracın sürücüsü aleyhine tazminat davası açılabilir (BK md.49).

Aracın Sahibi: Aracın sahibi (KTK md.3) kural olarak aracın işleteni olarak kabul edildiğinden trafik kazası nedeniyle tazminat sorumluluğu vardır (2918 sayılı KTK md.85/1).

Aracın İşleteni: Trafik kazasına karışan aracın işleteni de oluşan her türlü zarardan sorumlu olduğundan işletene de maddi ve manevi tazminat davası açılabilir (2918 sayılı KTK md.85/1). Trafik tescil kayıtlarında aracın sahibi olarak gözüken kimse, aynı zamanda aracın işleteni olarak kabul edilir. Araç sahibi, aracın üzerinde fiili hakimiyeti bulunmadığını, araç için bir başkasının harcamalarda bulunduğunu veya araç üzerindeki ekonomik çıkarın bir başkasına ait olduğunu, işleten sıfatının bulunmadığını kanıtlayabilirse sorumluluktan kurtulabilir. Motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde; aracın işleteni meydana gelen zarardan sorumlu olur. Başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse de işleten olarak kabul edilir (HGK 2015/2890 karar).

Sadece Sigortaya Dava Açılabilir mi?

Karayolları Trafik Kanunu madde 97 uyarınca  “ Zarar gören, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı dava da açılabilir” hükmünü ihtiva etmektedir. Bu sebeple trafik kazası sonucunda sakatlanan veya engelli sağlık raporu bulunan kişiler bakımından her ne kadar başvuru yoluyla tazminat almak mümkünse de ; gerçek zarar her zaman sigorta şirketlerinin yaptığı hesaplamadan çok daha yüksek çıkmaktadır. Açılacak dava neticesinde Yargıtay’ın hesap kriterleri ve adli tıp raporları doğrultusunda tazminat hesaplamaları yapılmasında mağdurların yararı bulunmaktadır. Zira sigorta şirketlerin teklifleri ile açılan dava neticesinde hesaplanan miktar arasında bazen iki kata yakın fark olmaktadır. Burada araç sigorta ve kaskosu yapılırken, uygun fiyatlı tekliflere yönelmek yerine trafik kazalarında maddi ve manevi tazminat olarak da güvence veren şirketlerle poliçe yapmanın önemini de belirtmiş olalım.

Trafik Kazası Sebebi İle Tazminat Davalarında İşleyiş:

Trafik kazası sebebiyle tazminat davası en az bir motorlu aracın katıldığı bir kazada ölüm, yaralanma gibi bedensel zararlar ile üçüncü kişilere ait ev, araba, arazi, gibi malvarlıklarında meydana gelen zararların giderilmesi amacıyla zarara uğrayan kişiler tarafından trafik kazasında sorumluluğu bulunanlara karşı açılan bir tazminat davası türüdür. Trafik kazalarında haksız fiili bizzat işleyenler dışında da tazminat sorumluları vardır. Aracın sürücüsü, aracın sahibi, aracın işleteni ve sigorta şirketi. Bu sebeple, tazminat sebebi ile dava açılacağı zaman davayı bu kişilerin hepsine karşı yöneltmek gerekmektedir. Aksi taktirde dava taraf yoksunluğu sebebi ile reddedilir. Trafik kazası maddi ve manevi tazminat davasında zamanaşımı ise 10 yıldır. Yani trafik kazasının gerçekleştiği günden başlayacak şekilde, 10 yıl içerisinde dava açılabilir. Trafik kazasından kaynaklanan tazminat davalarında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi yetkili mahkeme ise kazanın meydana geldiği yer, zarar görenin ikamet ettiği yer mahkemesi veya sigorta şirketinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.

Trafik Kazası Sebebi İle Ceza Davasında İşleyiş

Trafik kazası meydana geldiği zaman,  kazanın oluş şekli, yer, saati ve kazaya karşışan kişi veya araçların kazanın meydana gelmesindeki kusurunu belirleyen bir rapor oluşturulur ve ceza davası açılır. Dava esnasında tarafların iddia ve savunmaları dinlendikten sonra kusurun tespiti için bir kez daha kusur tespit raporu alınır. Alınan iki rapor arasında çelişki varsa giderilir. Yoksa, açılan ceza davasında şüphelinin ağır kusurlu olması durumunda cezaya hükmedilir. Verilen ceza düşük miktarda dahi olsa, şüpheli hakkında beraat dışında bir hüküm kurulmuş ise, bu mahkeme ilamına dayanılarak tazminat davası açılır. Bir başka anlatımla, kazada kusursuz veya tali, az kusurlu olan taraf; bu ilam ile tazminat talebinde bulunur.

Trafik kazası nedeniyle bir suç meydana gelirse ceza zamanaşımı süreleri de uygulanır (KTK 109/2). Trafik kazalarında yaralanma varsa taksirle adam yaralama suçu; ölüm varsa taksirle adam öldürme suçu meydana gelir. Trafik kazası neticesinde ölüm veya yaralama varsa, ceza kanununda o suç için öngörülen dava zamanaşımı süresi ne ise, maddi ve manevi tazminat davası açma süresi de odur. Ceza kanunundaki temel dava zamanaşımı süresi geçse bile, ceza davası devam ediyorsa, yani ceza hukukundaki “uzamış dava zamanaşımı” devreye girmişse, ceza davası devam ettiği müddetçe herhangi bir zamanaşımı süresine bağlı olmadan trafik kazası nedeniyle tazminat davası açılabilir.

Sonuç itibariyle; Trafik kazası tespit tutanaklarına itiraz edilmesi, kusur oranlarının doğru tayin edilmesi ve sigorta şirketlerinin eksik ödemelerine karşı tahkim sürecinin yürütülmesi oldukça teknik aşamalardır. Sürecin en başından itibaren usul hatası yapmamak ve hak kaybına uğramamak adına profesyonel bir yardım alınması hayati önem taşır.

Efes Hukuk olarak, İzmir trafik kazası avukatı kadromuzla yaralanmalı ve ölümlü trafik kazalarından doğan tazminat süreçleri, sigorta tahkim komisyonu başvuruları ve değer kaybı taleplerinde müvekkillerimize profesyonel destek sunmaktayız. Haklarınızın eksiksiz tahsil edilmesi ve yasal takibin titizlikle yürütülmesi için Karşıyaka lokasyonunda hizmet veren İzmir Karşıyaka avukat ekibimizle dilediğiniz zaman iletişime geçebilirsiniz.

Konuya ilişkin hukuki danışmanlık almak için uzman ekibimiz ile iletişime geçebilirsiniz.

Aşağıdaki Çalışmalar İlginizi Çekebilir

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Adliyeden Tebligat Gelmesi

Adliyeden Tebligat Gelmesi – İzmir Avukat

Mahkeme, Cumhuriyet Savcılığı veya icra dairelerinden size gelen her evrak, resmi bir işlem hakkında size bilgi vermek için gönderilir. Bu kurumlar tarafından gönderilen evrağa, tebligat adı verilir.

Adliyeden tebligat gelmesi ise, hukuki veya cezai bir durum hakkında bilgilendirmenin sağlanabilmesi içindir. Bir başka anlatımla hukuk ve ceza mahkemelerinden gelen tebligatlar çoğunlukla hakkınızda açılmış dava, duruşma tarihi, vb. ile ilgilidir. Yine başka bir ihtimal de dosyada tanık olarak bildirilmiş olma durumu olabilir. Bir dosyada tanık iseniz yine duruşma tarihi tarafınıza tebligat yapılarak bildirilir. Cumhuriyet Savcılıklarından gelen evraklar ise çoğunlukla ifade vermeniz için olmaktadır. Cumhuriyet Savcılığı, adliye, mahkeme ya da icra daireleri gibi resmi kurumlardan gönderilmiş olan her türlü evrak tebligat olarak kabul edilmektedir. Tebligatlar, resmi işlemler hakkında bir çeşit bilgilendirme ya da uyarı özelliğine sahiptir.

Ceza Muhakemesi Kanunu gereği yargı mensuplarınca dinlenecek kişiler usulüne uygun yapılacak davetiye ile çağrılır. Usulüne uygun çağrı, davetiyeyle yani tebligatla olur. Davetiye de çağrı nedeni, ne sıfatla çağrıldığı açıkça belirtilir kişi hakkında gelmezse zorla getirileceği yazılır. Adliyeden tebligat gelmesine rağmen, bu çağrı üzerine mahkemeye, savcılığa gitmeyen müşteki(şikayetçi), şüpheli, sanık, mağdur, tanık ve bilirkişi zor kullanılarak savcılık, hakim ve mahkeme karşısına çıkarılır. Zorla getirme kararı kişinin özgürlüğünü sınırlandıran bir koruma tedbiridir.

Uygulamada genellikle kolluk zorla getirme kararı verilen kişinin evine giderek zorla getirme emrini ilgili kişiye veya yakınına tebliğ etmekte, kişi kapıyı açmazsa dahi kanun gereği eve girememekte ihtar kağıdı bırakmaktadır. Zorla getirme kararı belirli bir tarihte hazır edilerek o tarihte dinlenmesi şeklinde verilebileceği gibi günsüz yani kişinin gece gündüz fark etmeksizin yakalanarak dinleneceği yerde hazır edilmesi şeklinde de verilebilir.

Adliyeden tebligat gelmesi ile usulüne uygun çıkarılan davetiye ile çağrılan; şüpheli, sanık, tanık ve bilirkişi hakkında zorla getirme kararı verilip bu kararı ile hazır edilemeyen kişiler hakkında sonrasında yakalama kararı çıkartılır.

Adliyeden tebligat gelmesi başlıklı makalemizdeki bilgilerin yanı sıra, gönderilen tebligatın üzerindeki bilgileri dikkatle okursanız gereken tüm bilgilerin yazılı olduğunu göreceksiniz. Eğer bu bilgilerin karmaşık veya anlaşılmaz olduğu düşüncesinde iseniz bir avukatın yardımını almalısınız. Elinizde tebligat ile birlikte adliyeye gittiğinizde Danışma Masasındaki görevliler de size yardımcı olacaktır.

İcra dairelerinden gelen evraklara da özellikle dikkat etmenizde fayda vardır. Örneğin evrağı almadığınız takdirde muhtarlığa bırakılan evrak, yasal anlamda size tebliğ edilmiş sayılacaktır. Eğer gelen evrak bir icra takibine ilişkinse, tebliğden itibaren işlemeye başlayan itiraz süresini kaçırmanız takibin kesinleşmesine ve ödeme yapma durumunda kalmanıza neden olacaktır. Adliyeden tebligat gelmesi ile gelen her yazının resmi bir iş sebebiyle gönderildiğini ve büyük ihtimalle süreli olduğunu unutmayınız. Mahkemeler, Cumhuriyet Savcılıkları ya da icra daireleri tarafından size gönderilen tebligatlar oldukça önemli hususlar içerebilir. Bu nedenle içeriğini okumalı ve sizden beklenen eylem varsa yerine getirmelisiniz. Aksi halde, özellikle hak düşürücü süreleri kaçırabilir ve kullanabileceğiniz haklarınızı kullanamama durumu ile karşı karşıya kalabilirsiniz.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Değer Kaybı Tazminatım Eksik Ödendi, Ne Yapabilirim?

Değer Kaybı Tazminatım Eksik Ödendi, Ne Yapabilirim? | İzmir Avukat | Av. Gamze Gül Girgeç

Trafik kazaları sonrasında araçta meydana gelen değer kaybı, tazmin edilebilir zararlar arasında yer almakta olup bu zarar genellikle kusurlu aracın zorunlu mali sorumluluk trafik sigortası kapsamında karşılanmaktadır. Ancak uygulamada, sigorta şirketleri tarafından yapılan değer kaybı ödemeleri, ya eksik kalmakta ya da teminat limitinin dolmuş olması gerekçesiyle sınırlandırılmaktadır. Bu durum, sigortalının gerçek zararının tamamının karşılanamaması sonucunu doğurmaktadır.

Sigorta şirketlerinin, sigortalı araçlara yönelik yaptıkları değer kaybı ödemeleri, aracın kaza sonrası değerinde meydana gelen düşüşü karşılama amacı taşır. Ancak, çoğu durumda sigorta şirketleri, poliçede belirtilen limitler dahilinde yapacakları ödeme ile yalnızca aracın kaza sonrası değer kaybını karşılamakta, bu ödeme aracın gerçek değer kaybını tam olarak yansıtmamaktadır. Bu tür bir durumda, sigortalı, sigorta şirketinin yaptığı ödeme tutarının eksik olduğu gerekçesiyle daha yüksek bir ödeme talebinde bulunma hakkına sahiptir.

Sigorta şirketlerinin yaptığı değer kaybı ödemelerinin aracın gerçek zararını karşılamaması durumunda, sigortalı, bu eksik ödemenin tamamlanması amacıyla başvuruda bulunabilir. Sigorta şirketinin ödeme yaparken dikkate alacağı kriterler genellikle belirli hesaplama yöntemlerine dayansa da, bu hesaplamaların araç sahibinin uğradığı gerçek zararı tam olarak karşılamadığı durumlar sıkça yaşanmaktadır. Bu tür bir eksik ödeme durumunda, sigortalı, sigorta şirketine başvuru yaparak ödenen tazminatın bakiye kısmı için ek ödeme talep edebilmektedir.


Eksik Ödeme Yapıldıysa Hangi Hukuki Yollar Mevcuttur?

Sigorta şirketi tarafından hasar başvurusu neticesinde yapılan değer kaybı ödemesi, gerçek zararı karşılamıyorsa ve bu fark teminat limiti içinde kalıyorsa, Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvuru veya Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açmak suretiyle eksik ödemenin bakiyesi talep edilebilmektedir. Tahkim, özellikle daha hızlı ve düşük maliyetli bir çözüm yöntemi olması nedeniyle uygulamada sıkça tercih edilmektedir. 


Teminat Limiti Tükenmişse Ne Olur?

Sigorta şirketleri, ödemelerini Karayolları Trafik Kanunu ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları çerçevesinde, poliçede belirlenen teminat limitleri dahilinde yapmaktadır. Eğer kazaya karışan araç için tanımlı teminat limiti, aynı kazada oluşan diğer zarar kalemleri nedeniyle önceden tükenmişse, değer kaybı talebi sigorta şirketi tarafından ya hiç karşılanmamakta ya da eksik ödeme yapılarak sınırlı şekilde ödenmektedir.

Bu durumda, sigorta şirketi açısından teminat limitinin dolmuş olması, poliçe kapsamında ödeme sorumluluğunu ortadan kaldırmakla birlikte, mağdur araç sahibi açısından tazminat hakkını ortadan kaldırmamaktadır. Zira, Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümleri gereği, zarara sebebiyet veren kişi (örneğin kusurlu sürücü, araç işleteni) sigorta dışında kalan zararların tamamından şahsen sorumlu tutulabilir.


Teminat Dışı Kalan Zararlar İçin Dava Açılabilir mi?

Evet. Sigorta şirketinin teminat limitinin dolması hâlinde, aşağıdaki zararlar açısından doğrudan kusurlu kişilere (sürücüye veya araç sahibine) karşı bakiye zarar tazmini amacıyla dava açılması mümkündür:

  • Sigorta Şirketi Tarafından Teminat Limitinin Dolması Sebebiyle Ödenmeyen Değer Kaybı Bakiyesi,
  • Araçta Meydana Gelen Hasarın Onarımı İçin Yapılan Masrafların Sigorta Kapsamında Karşılanmayan Kısmı (Eksik Ödenen Onarım Bedeli),
  • Aracın Tamirde Kaldığı Süre Boyunca Kullanılamamasından Doğan Araç Mahrumiyeti Zararı,
  • Aracın Gelir Elde Etmek Amacıyla Kullanıldığı Durumlarda Ortaya Çıkan Kazanç (Kar) Kaybı,
  • Yedek Araç Kiralama Giderleri Gibi İkame Masrafları,
  • Sair Maddi Zarar Kalemleri (Örneğin Çekici Bedeli, Otopark Ücreti, Ekspertiz Gideri Vb.).

İşbu zararlar, Türk Borçlar Kanunu‘nun haksız fiil hükümleri kapsamında, kusurlu sürücü veya araç işletenine dava açılmak suretiyle tanzim edilebilmektedir. Zararın tam ve etkin şekilde giderilebilmesi için sürecin uzman bir hukukçu eşliğinde yürütülmesi önem arz etmektedir.

Aşağıdaki Çalışmalar İlginizi Çekebilir

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Alkol Yasağı ve Sair Yasaklar

Alkol Yasağı ve Sair Yasaklar

Alkol Yasağı ve Sair Yasaklar | İzmir Hukuk Bürosu | İzmir Avukat

29 Nisan 2021 Perşembe günü saat 19.00’dan itibaren 17 Mayıs 2021 Pazartesi günü saat 05.00’e kadar sürecek olan tam kapanma döneminde uygulanacak tedbirler tam kapanmanın üzerinden bir hafta geçmesine rağmen hala netlik kazanabilmiş değil. 5 Mayıs 2021 tarihi itibariyle neden kola serbestken ice tea satışının yasak olduğu (asılsız bir tartışma) ya da sigara temel ihtiyaçtan sayılırken kalemin temel ihtiyaç sayılmaması tartışılmaktadır.

26.04.2021 tarihinde içişleri bakanlığı tarafından yayınlanan genelgede bir takım yasaklar ve istisnaları sayılmış, Ancak genelgede açıkça yer almamasına rağmen sözlü talimatlarla içki satışlarına ambargo uygulanmıştır. Bunun üzerine halktan tepkiler gelmiş, Türkiye Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş twitter hesabından içki satışının yasak olmadığına dair paylaşımda bulunmuş ve zincir marketler de içki satışına devam etmiştir. Ancak bu başkaldırı çok kısa sürmüş İçişleri Bakanı Süleyman Soylu açıklama yaparak içki satışının yasak olduğunu belirtmiştir.

İşbu düzenlemeler öngörülebilirlik ve hukuki belirlilik açısından ciddi sorunlar içermekte ve kısıtlamaların kanunla öngörülme koşulunu da taşımamaktadır.

Bu yazımızda içki satışı yasağının kanuniliğini değerlendireceğiz.

İçki yasağı ile kısıtlanan temel hak ve özgürlüklerden Anayasa Madde 17 Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı, Madde 20 Özel hayatın gizliliği, Madde 24 Din ve vicdan hürriyeti” sayılabilir. Ayrıca bu yasağın Müslümanlar için önemli olan Ramazan Ayı içerisinde yapılması ve yasaklarda Ramazan ayı dikkate alınarak bir takım düzenlemeler yapılması Anayasamızın 2. Maddesinde düzenlenen ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin özünü oluşturan laiklik ilkesiyle de çeliştiği söylenebilir.

İçki yasağının temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturduğunu tespit ettikten sonra temel hak ve özgürlüklerin hangi koşullarda sınırlandırabileceğini tespit etmek gerekir. Buna göre, Anayasa Madde 13’e göre “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”. Anayasanın 13. Maddesinin de belirttiği üzere temel ve özgürlükler ancak kanunla sınırlanabilir. Yürütme organları, kanuni yetkisi olmaksızın temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı önlemler alamaz. Bunun tek istisnası olağanüstü hal dönemleridir. Olağanüstü hal dönemlerinde cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile hak ve özgürlüklere bir takım sınırlandırmalar getirilebilir. Ancak olağanüstü hal ancak cumhurbaşkanı tarafından ilan edilir ve resmi gazetede yayınlanması gerekir. Ülkemizde ise 13 Mart 2020 tarihinden itibaren Covid-19’la mücadele kapsamında bir dizi kısıtlamalar uygulanmakta olmasına rağmen henüz bir olağanüstü hal ilan edilmiş değildir. Olağanüstü hal ilan edilse bile temel hak ve özgürlükler keyfiyete sebebiyet verecek biçimde sınırlandırılması mümkün değildir.

1982 Anayasası’nın 13. Maddesi uyarınca “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” 13. Madde temel hak ve özgürlükleri sınırlandırmanın da sınırlarını çizmiştir. Buna göre temel hak ve özgürlüklerin kullanımı sınırlandırıldığında bile;

  • temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunulmamalıdır,
  • temel hak ve hürriyetler Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlandırılmalıdır,
  • temel hak ve hürriyetler kanunla sınırlandırılmalıdır,
  • sınırlamaların Anayasanın sözüne ve ruhuna aykırı olmaması gerekmektedir,
  • sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmaması gerekmektedir,
  • sınırlamaların laik Cumhuriyetin gereklerine aykırı olmaması gerekmektedir,
  • sınırlamaların ölçülülük ilkesine aykırı olmaması gerekmektedir.

Sonuç olarak, hiçbir koşulda temel hak ve özgürlüklere yapılacak kısıtlamanın genelge ya da devlet erkinin sözlü beyanları ile yapılması mümkün değildir. Bu durum hem kanunilik ilkesine aykırıdır hem de idare yasamanın yerine geçerek işlem yaptığı için fonksiyon gaspıdır. İdarenin fonksiyon gaspı işlemleri, yok hükmünde sayılır. Sınırları ve gerekçesi belli olmayan bu yasaklar barolar, birlikler ve vatandaşlar tarafından çoktan yargı yoluna taşınmıştır. Yasakların bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesinin önüne gelmesi halinde de AYM’nin kanunilik ve laiklik ilkesine aykırılık sebebiyle ihlal kararları vereceğini düşünmekteyiz.

Av. Oya KALFA


  • [1] Aslan, Volkan: COVID-19 Salgını Sebebiyle Uygulanan Sokağa Çıkma Kısıtlamalarının 1982 Anayasası’na Uygunluğu, İstanbul Hukuk Mecmuası, 2020,
  • [2] Çakır, Hüseyin Melih (2010). “Danıştay Kararları Çerçevesinde Yokluk Teorisi”. İstanbul: Academia. Erişim tarihi: 4 Mayıs 2021.

Hukuki uyuşmazlıklarınıza yönelik danışmanlık almak için uzman ekibimiz ile iletişime geçebilirsiniz.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Feragat Nedir?

Feragat Nedir?

Feragat Nedir? – İzmir Avukat

Feragat kesin hüküm doğuran usulü bir işlemdir. Basit anlatımıyla feragat davacının davadaki talep ve istemlerinden vazgeçtiğini bildirmesidir. Feragat, davanın açılmasından, hükmün kesinleşmesine kadar olan süre içerisinde yapılabilir. feragat ile dava dilekçesinde talep edilen taleplerin tamamından vazgeçebileceği gibi, taleplerin bir kısmından vazgeçmek de mümkündür. Feragat Nasıl Yapılır? HMK madde 319 düzenlemesine göre feragatin dilekçe ile veya sözlü olarak yapılması mümkündür. Sözlü feragat yalnızca yargılama esnasında yapılabilir. Aksi durumlarda yapılacak tüm feragatlerin yazılı yapılması zorunludur. Feragat dilekçesinin ilgili mahkemeye sunulması ile veya yargılama sırasında sözlü olarak feragat edildiğinin beyan edilmesi ile hüküm doğurur. Feragatte dikkat edilmesi gereken; feragat işleminin kayıtsız ve şartsız olmasıdır. herhangi bir şarta bağlanan feragat talepleri mahkemece dikkate alınmayacaktır. Bu sebeple davadan feragat esnasında da hukuki destek almak önemlidir. UYAP sistemi aracılığıyla taraflar, ilgililer ve vekilleri, güvenli elektronik imza ile imzalanmış belgeleri ilgili mahkemeye ya da hukuk dairesine gönderebilmektedir. HMK ve HMK yönetmeliği uyarınca, UYAP üzerinden belge gönderilebilir ve diğer tüm işlemler yapılabilir.

Hukuki Düzenlemeleri İnceleyecek Olursak:

Feragat, delillerin toplanmasına ilişkin ara kararın gereğinin yerine getirilmesinden önce gerçekleşirse, tarifedeki vekâlet ücretinin yarısına, daha sonra gerçekleşirse tamamına, davacı aleyhine hükmedilir.(Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m. 6)

Feragat, davacının mahkemeye hitaben yapacağı tek taraflı, açık bir irade açıklaması ile gerçekleşir. Bunun için karşı tarafın mahkemenin rızasına gerek yoktur. (m. 309/2)

Davacı, vereceği bir dilekçe ile ya da yargılama (duruşma, keşif vs. diğer yargılama işlemleri) sırasında sözlü olarak bu beyanda bulunabilir (m. 309); bu beyan tutanağa yazılır ve okunarak davacıya imza ettirilir. (m. 154/3-c)

Mahkemeye hitaben yapılmayan, mahkeme dışı feragat, feragat eden tarafından kabul edilmezse geçerli değildir. Feragatte bulunan bir avukat ise, vekaletnamesinde açık yetkisinin bulunması gerekir. (m. 74)

Feragat, kay1tsiz şartsız olmalıdır, şarta bağlı feragat geçerli değildir. Ancak, şarta bağlı feragat, bir sulh teklifi olarak değerlendirilebilir. Şarta bağlı feragat yapılamamakla birlikte, davadan tamamen veya kısmen feragat mümkündür. (m. 307)

Feragatin İstisnası

Davadan feragate ilişkin düzenlemeler 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda

‘’Davaya Son Veren Taraf İşlemleri’’ üst başlığı ile madde 307 ve devamında bulunur. Madde düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere feragat hakkı davacıya tanınmış bir haktır. Kural olarak tüm davalar açısından feragat beyanında bulunmak mümkündür. Ancak bu durumun birkaç istisnası mevcuttur. İstisnai durumlara örnek olarak hakimlere karşı açılan tazminat davaları söylenebilir.

Davadan Feragatin Sonuçları Davadan feragat sonuçları ile ilgili düzenlemeler HMK madde 311’de bulunur. Madde düzenlemesine göre feragat beyanında bulunmanın ardından mahkemenin verdiği karar kesin hüküm niteliğindedir. Feragat beyanında bulunan davacı, aleyhinde hüküm verilmiş yani davayı kaybetmiş kabul edilir. Bunun sonucu olarak da yargılama giderlerini ödemekle yükümlü hale gelir. Kısmi feragat halinde ödenecek yargılama giderleri feragatin kismi bölümü açısından ayrıca değerlendirmeye tabi olur. Feragatten Vazgeçme Mümkün Müdür? Davacı şekle uygun sözlü veya dilekçe ile feragat beyanında bulunduktan sonra bu feragatten dönemez. Davacı, feragatin hile, hata, ikrah nedeniyle yapıldığını ve bu nedenle feragatten dönmek istediğini ayrı bir “feragatten fesih davası” açarak ileri sürebilir. Davadan tamamen feragat edilmesiyle taraflar arasındaki uyuşmazlık son bulmuş olur. Davacı esas hakkındaki hakkından vazgeçmiş kabul edilir. Feragat üzerine mahkemenin verdiği karar kesin hüküm niteliğinde olduğundan davacının aynı davayı tekrar açması mümkün olmaz. Tekrar açması halinde ise kesin hüküm gerekçesiyle dava reddedilecektir.

Davadan Feragat Halinde Yergılama Giderleri

Harçlar Kanunu’nun 22. Maddesi’ne göre, davadan feragat eden davacı, karar ve ilam harcının 2/3’sini ödeyecektir. Feragat , delillerin toplanmasına ilişkin ara kararın yerine getirilmesinden önce yapılırsa tarife ile belirlenen vekalet ücretinin yarısına; daha sonra yapılmışsa tamamına hükmedilir.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Kahve Falı Bakmanın Cezası

Kahve Falı Bakmanın Cezası

Kahve Falı Bakmanın Cezası – İzmir Avukat

Bu haftaki yazımızı biraz daha farklı bir konuda hazırlamak istedim. Hukuk dili ve gündemi bazen yoğun veya sıkıcı gelebilir. Ama aslında hukuk hayatımızın her alanında; ilişkilerimizi ve alışkanlıklarımızı düzenliyor.

Hepimiz özellikle tarih derslerimizden tekke ve zaviyelerin kapatılmasını anımsıyoruzdur. Peki, söz konusu uygulamaların kaldırılmasına ilişkin kanunun halen yürürlükte olduğunu ve günümüzde birçok kimseler tarafından farkında olmadan ihlal edilmeye devam edildiğini biliyor muydunuz?

677 sayılı 30/11/1925 tarihli Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine Ve Türbedarlıklar İle Bir Takım Unvanların Men Ve İlgasına Dair Kanun ile 1925 sayısında tekke ve zaviyeler kapatılmıştır. Söz konusu kanun ile bunların yanı sıra şehlik, der mevzuası dairesinde vişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak gibi eylemler de yasaklanmıştır. Söz konusu yasaklı işleri gerçekleştiren kimseler hakkında ise kanunda açıkça üç aydan eksik olmamak üzere hapis cezası öngörülme ve bunun yanı sıra para cezasına hükmedileceği düzenlenmiştir. Ve bu kanun halen yürürlüktedir.

Konuya ilişkin olarak birçok yerel mahkeme ve Yargıtay kararı da mevcut olup; her ne kadar sıklıkla ihlal edilmekte ise de olası bir ceza soruşturması neticesinde bu fiilleri gerçekleştirmekte olan kişilerin ceza ile karşı karşılaşabilecek olduğu açıktır.

Örneğin Yargıtay bir kararında; toplum içerisinde “üfürükçü hoca” olarak bilinen bir kişinin, bu çerçevede gelen müşterileri okuyup, üfleyerek ve büyü yaparak tedavi edeceğini söyleyerek para aldığı, müşterilerinin çocuklarının olmasının yolunu bulmak amacıyla bu kişiye müracaat ettikleri, sahte hocanın önce müşterilerine üzerlerinde büyü bulunduğunu söyleyip başlarına gelecek hususlar bakımından haber verdiği, yine sahte “hoca” tarafından katılanlarda ve çocuklarında büyü bulunduğu ve akıbetlerinin kötü sonla biteceğini söyleyerek bunları para karşılığı yapacağı iğne, kullanacakları ilaç, uyguladığı merhem ve benzeri şeylerle sonlandıracağının belirtip katılanları aldattığı olayda zincirleme olacak şekilde dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçu ile 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanunu’nun ilgili maddesine muhalefet suçunu işlediği kabul edilmiştir.

Siz siz olun yine de bilimden, sağ duyudan sapmayın. Hadi olmaz ama, bir baktınız olmaz oldu sizin de yolunuz düştü veya bu tarz faaliyetler ile iştigal etmeye karar verdiniz ise bunların cezasının olduğunu da bilin.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Vekaletsiz İşgörme

Vekaletsiz İşgörme

Vekaletsiz İşgörme – İzmir Avukat

İşin Görülmesi

Vekaletsiz işgörme, işgören kişinin herhangi bir temsil yetkisi, sorumluluğu veya yükümlülüğü olmamasına karşılık iş sahibi kimse adına veya yerine bir işi gerçekleştirmesi olarak tanımlanabilir. Örneğin başkasının duvarını, o kişinin haberi ve talebi olmaksızın onaran kişi bu duruma örnek gösterilebilir.

Vekaletsiz İşgörme, yasal mevzuatımızda Türk Borçlar Kanunu Madde 526 ve devamında düzenlenmiştir.

Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlüdür. (Madde 526)

Vekaletsiz İşgörmenin Türleri Nelerdir?

Vekaletsiz işgörme, doktrinde genellikle gerçek vekaletsiz işgörme ve gerçek olmayan vekaletsiz işgörme olarak iki başlık altında incelenmektedir. Gerçek vekâletsiz işgörme, caiz ve caiz olmayan olmak üzere; gerçek olmayan vekâletsiz işgörme ise iyiniyetli ve kötüniyetli olarak yine kendi içlerinde ikiye ayrılmaktadır.

  • Gerçek Vekaletsiz İşgörme
    • Caiz
      İşgören yetkili veya yükümlü olmaksızın işsahibi için gerekli olan bir işi onun menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görürse, bunun yanında işgörme fiili iş sahibinin geçerli bir yasaklamasına da aykırı değilse caiz gerçek vekâletsiz işgörmenin varlığından bahsedilir.
    • Caiz Olmayan
      İşgörenin müdahalesi işsahibinin menfaati için gerekli değilse veya işsahibinin geçerli bir yasaklamasına rağmen işgören müdahalede bulunmuşsa bu durumda caiz olmayan gerçek vekâletsiz işgörme söz konusu olur.
  • Gerçek Olmayan Vekaletsiz İşgörme
    • İyiniyetli
      Bir başkasının hukuk alanına müdahale ettiğini bilmeyen veya bilmek zorunda olmayan işgörenin, bu işgörme dolayısıyla kendisine yarar sağlaması halinde ise iyiniyetli gerçek olmayan vekâletsiz işgörme söz konusu olur.
    • Kötüniyetli
      İşgörenin bir başkasının hukuk alanına müdahale ederek onun işini haksız bir surette kötüniyetli olarak kendi menfaatine görmesine kötüniyetli gerçek olmayan vekâletsiz işgörme denir.

Sorumluluk

Kanun kapsamında vekaletsiz işgören kimse öncelikle her türlü ihmal ve ayıbından sorumlu tutulmakta olup; bu kurala bir takım istisnalar getirilmiştir.

Vekâletsiz işgören, her türlü ihmalinden sorumludur. Ancak, işgören bu işi, işsahibinin karşılaştığı zararı veya zarar tehlikesini gidermek üzere yapmışsa, sorumluluğu daha hafif olarak değerlendirilir. İşgören, işsahibinin açıkça veya örtülü olarak yasaklamış olmasına karşın bu işi yapmışsa ve işsahibinin yasaklaması da hukuka veya ahlaka aykırı değilse, beklenmedik hâlden de sorumlu olur. Ancak, işgören o işi yapmamış olsaydı bile, bu zararın beklenmedik hâl sonucunda gerçekleşeceğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur. (Madde 527)

İşgörenin Ehliyetsizliği

İşgören, sözleşme ehliyetinden yoksunsa, yaptığı işlemden ancak zenginleştiği ölçüde veya iyiniyetli olmaksızın elinden çıkardığı zenginleşme miktarıyla sorumlu olur. Haksız fiillerden doğan daha kapsamlı sorumluluk saklıdır. (Madde 528)

İşin İşsahibinin Menfaatine Yapılması Hâlinde

İşsahibi, işin kendi menfaatine yapılması hâlinde, işgörenin, durumun gereğine göre zorunlu ve yararlı bulunan bütün masrafları faiziyle ödemek ve gördüğü iş dolayısıyla üstlendiği edimleri ifa etmek ve hâkimin takdir edeceği zararı gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm, umulan sonuç gerçekleşmemiş olsa bile, işi yaparken gereken özeni göstermiş olan işgören hakkında da uygulanır. İşgören, yapmış olduğu giderleri alamadığı takdirde, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ayırıp alma hakkına sahiptir. (Madde 529)

İşin İşgörenin Menfaatine Yapılması Hâlinde

İşsahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, işgörenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. (Madde 530)

İşin İşsahibi Tarafından Uygun Bulunması Hâlinde

Vekaletsiz olarak gerçekleştirilen işin, iş sahibi kişi tarafından kabul edilmesi durumunda iş sanki iş sahibi tarafından talep edilmiş gibi hareket edilir ve kanunlarda düzenlenen vekalet hükümleri uygulanır. (Madde 531)

Kaynakça
Türk Borçlar Kanunu
Vekaletsiz İşgörme – Ümmühan KAYA, Doktora Tezi (Ankara 2020)

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56