Mahkeme, Cumhuriyet Savcılığı veya icra dairelerinden size gelen her evrak, resmi bir işlem hakkında size bilgi vermek için gönderilir. Bu kurumlar tarafından gönderilen evrağa, tebligat adı verilir.
Adliyeden tebligat gelmesi ise, hukuki veya cezai bir durum hakkında bilgilendirmenin sağlanabilmesi içindir. Bir başka anlatımla hukuk ve ceza mahkemelerinden gelen tebligatlar çoğunlukla hakkınızda açılmış dava, duruşma tarihi, vb. ile ilgilidir. Yine başka bir ihtimal de dosyada tanık olarak bildirilmiş olma durumu olabilir. Bir dosyada tanık iseniz yine duruşma tarihi tarafınıza tebligat yapılarak bildirilir. Cumhuriyet Savcılıklarından gelen evraklar ise çoğunlukla ifade vermeniz için olmaktadır. Cumhuriyet Savcılığı, adliye, mahkeme ya da icra daireleri gibi resmi kurumlardan gönderilmiş olan her türlü evrak tebligat olarak kabul edilmektedir. Tebligatlar, resmi işlemler hakkında bir çeşit bilgilendirme ya da uyarı özelliğine sahiptir.
Ceza Muhakemesi Kanunu gereği yargı mensuplarınca dinlenecek kişiler usulüne uygun yapılacak davetiye ile çağrılır. Usulüne uygun çağrı, davetiyeyle yani tebligatla olur. Davetiye de çağrı nedeni, ne sıfatla çağrıldığı açıkça belirtilir kişi hakkında gelmezse zorla getirileceği yazılır. Adliyeden tebligat gelmesine rağmen, bu çağrı üzerine mahkemeye, savcılığa gitmeyen müşteki(şikayetçi), şüpheli, sanık, mağdur, tanık ve bilirkişi zor kullanılarak savcılık, hakim ve mahkeme karşısına çıkarılır. Zorla getirme kararı kişinin özgürlüğünü sınırlandıran bir koruma tedbiridir.
Uygulamada genellikle kolluk zorla getirme kararı verilen kişinin evine giderek zorla getirme emrini ilgili kişiye veya yakınına tebliğ etmekte, kişi kapıyı açmazsa dahi kanun gereği eve girememekte ihtar kağıdı bırakmaktadır. Zorla getirme kararı belirli bir tarihte hazır edilerek o tarihte dinlenmesi şeklinde verilebileceği gibi günsüz yani kişinin gece gündüz fark etmeksizin yakalanarak dinleneceği yerde hazır edilmesi şeklinde de verilebilir.
Adliyeden tebligat gelmesi ile usulüne uygun çıkarılan davetiye ile çağrılan; şüpheli, sanık, tanık ve bilirkişi hakkında zorla getirme kararı verilip bu kararı ile hazır edilemeyen kişiler hakkında sonrasında yakalama kararı çıkartılır.
Adliyeden tebligat gelmesi başlıklı makalemizdeki bilgilerin yanı sıra, gönderilen tebligatın üzerindeki bilgileri dikkatle okursanız gereken tüm bilgilerin yazılı olduğunu göreceksiniz. Eğer bu bilgilerin karmaşık veya anlaşılmaz olduğu düşüncesinde iseniz bir avukatın yardımını almalısınız. Elinizde tebligat ile birlikte adliyeye gittiğinizde Danışma Masasındaki görevliler de size yardımcı olacaktır.
İcra dairelerinden gelen evraklara da özellikle dikkat etmenizde fayda vardır. Örneğin evrağı almadığınız takdirde muhtarlığa bırakılan evrak, yasal anlamda size tebliğ edilmiş sayılacaktır. Eğer gelen evrak bir icra takibine ilişkinse, tebliğden itibaren işlemeye başlayan itiraz süresini kaçırmanız takibin kesinleşmesine ve ödeme yapma durumunda kalmanıza neden olacaktır. Adliyeden tebligat gelmesi ile gelen her yazının resmi bir iş sebebiyle gönderildiğini ve büyük ihtimalle süreli olduğunu unutmayınız. Mahkemeler, Cumhuriyet Savcılıkları ya da icra daireleri tarafından size gönderilen tebligatlar oldukça önemli hususlar içerebilir. Bu nedenle içeriğini okumalı ve sizden beklenen eylem varsa yerine getirmelisiniz. Aksi halde, özellikle hak düşürücü süreleri kaçırabilir ve kullanabileceğiniz haklarınızı kullanamama durumu ile karşı karşıya kalabilirsiniz.
İşverenler, işten çıkış kodunu hatalı ya da kötü niyetli şekilde bildirebilir. Eğer işverenin size ilişkin işten çıkış kodunu yanlış bildirdiğini düşünüyorsanız;
İşverenle Görüşme,
Arabuluculuğa başvurarak,
İş mahkemesinde dava açarak bu bildirimin düzeltilmesini talep edebilirsiniz.
1- İşverenle Görüşme
İşten çıkış kodunuzun hatalı olduğunu düşündüğünüz durumlarda, öncelikle işvereninize yazılı olarak başvurarak, bildirilen kodun dayandığı gerekçeleri resmi şekilde talep edebilirsiniz. Yanlışlık veya bilgi eksikliği nedeniyle hatalı kod bildirilmiş olabilir. İşverenle yazılı iletişim kurarak durumu netleştirmek ve çıkış kodunun düzeltilmesini talep etmek, sorunların en hızlı ve etkili şekilde çözülmesini sağlar.
İşten ayrılış kodunun hatalı girilmesi halinde, hatalı kodun işten ayrılış tarihinden itibaren 10 gün içinde elektronik olarak düzeltilmesi mümkündür. Ancak 10 günlük süre geçtikten sonra kodun değiştirilmesi için işverenin, SGK’nın ilgili birimine yazılı başvuruda bulunması ve değişikliğin sebebini gösterir gerekli açıklayıcı belge ile bilgileri sunması gerekmektedir. Bu başvuru üzerine SGK, sunulan belgeleri ve bilgileri inceleyerek araştırma yapar. İlgili birim, başvuruyu ve eklerini değerlendirir; eğer verilen bilgiler ve belgeler uygun görülürse, işten çıkış kodunun düzeltilmesine izin verir. Aksi takdirde, başvuru reddedilebilir veya ek bilgi talep edilebilir.
İşçinin ise tek başına SGK’ya başvurup çıkış kodunu değiştirmesi mümkün değildir; bu işlem yalnızca işverenin ya da her iki tarafın birlikte başvurusu üzerine yapılabilir. Dolayısıyla, işçinin hak kaybı yaşamaması için işverenle iletişime geçmesi ve birlikte çözüm araması zorunludur.
2-Arabuluculuk
22.03.2025 tarihinde SGK tarafından yayımlanan 2025/8 sayılı Genelge ile, işten çıkış kodlarının arabuluculuk anlaşmaları doğrultusunda resmî olarak değiştirilebilmesinin önü açılmıştır.
Bu Genelge ile, 22.02.2013 tarihli ve 2013/11 sayılı “Sigortalılık İşlemleri” konulu Genelge’ye şu düzenleme eklenmiştir:
“Sigortalılığın; kıdem tazminatı veya ihbar tazminatı ödenmeyecek şekilde işten ayrılış nedeni bildirilerek sona ermesi akabinde arabuluculuk anlaşma belgesi veya mahkeme kararı ile işçiye, kıdem tazminatı veya ihbar tazminatı ödenmesine yönelik karar verilmesi durumunda; sigortalı işten ayrılış nedeni, sigortalı veya işverenin ilam niteliğindeki arabuluculuk anlaşma belgesi veya mahkeme kararı ile Kuruma müracaatı üzerine ilgili mahkeme veya arabuluculuk kararına uygun olan işten ayrılış nedeni ile değiştirilecektir.”
Bu değişiklikle birlikte ilk bildirilen kod, tazminat hakkı doğurmayan bir kod olsa dahi, sonradan yapılan bir ihtiyari arabuluculuk anlaşması ile tazminat ödemesi kararlaştırılmışsa, işten çıkış kodu resmî olarak değiştirilebilecektir. Bu durum, işçinin işsizlik maaşı gibi sosyal haklardan da yararlanmasını mümkün kılabilecektir.
3- Mahkeme Kararı
Eğer işveren düzeltme yapmazsa veya işçi işverenle arabuluculukta anlaşamazsa, işçi hukuki yollara başvurabilir. Bu durumda, işçi iş mahkemesine başvurarak, işten çıkış kodunun düzeltilmesini ve bununla birlikte ödeme almadıysa işçilik alacaklarının da ödenmesini talep eder. İşçilik alacaklarından işveren sorumlu olmakla birlikte işten çıkış bildirgesi işveren tarafından verildiği için dava SGK’ya değil, doğrudan işverene karşı açılır.
Mahkeme sürecinde; iş sözleşmesi, işçinin çalıştığı süre, işten çıkış nedeni ve tarafların sunduğu diğer belgeler değerlendirilir. Mahkeme, çıkış kodunun hatalı olduğuna karar verirse, bu kararı SGK ve İŞKUR’a gönderir ve resmi kayıtların düzeltilmesi sağlanır.
Çıkış kodunun düzeltilmesi, işçinin işsizlik maaşı alma, kıdem ve ihbar tazminatı gibi haklarını kullanabilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Ayrıca, hatalı çıkış kodu işçinin gelecekteki iş başvurularında olumsuz sicil oluşmasına neden olabilir. Bu nedenle işverenlerin çıkış kodlarını doğru ve hukuka uygun olarak bildirmesi zorunludur.
İş Hukuku Kapsamında Hazırladığımız Diğer Çalışmalarımız;
Araç Değer Kaybı Halinde Tüketicinin Hakları – İzmir Avukat
1- Araç değer kaybı nedir?
Yargıtay kararlarında da vurgulandığı gibi, bir araç tamamen onarılsa bile kaza geçirmesi nedeniyle değer kaybına uğrar. Bu durumda, araç hasarlı olarak kabul edilir ve hiçbir hasar görmemiş bir aracın değerine göre daha az değerlidir. İşte, araç değer kaybı, bir aracın hasar gördükten veya kaza yaptıktan sonra, yeniden satıldığında piyasa değerinin kaybı olarak ifade edilebilir. Bu kayıp, aracın hasar görmesi nedeniyle oluşur ve aracın daha önce hiç hasar görmemiş bir araçtan daha az değerli hale gelmesine neden olur. Bu durumda, aracın hasar gördüğü yer, hasarın ciddiyeti, aracın yaşına ve kilometre durumuna göre değer kaybı miktarı değişecektir. Kaza esnasında hasara uğrayan araç kusursuz ya da daha az kusurlu olduğu müddetçe kusurlu tarafta aracında oluşan değer kaybı bedelini isteyebilecektir. Değer kaybından hem araç sahibi, hem sürücü hem de karşı tarafın trafik sigortasını yapan sigorta şirketi sorumlu olacaktır. Sigorta şirketinin hasardan sorumluluğunun poliçe miktarı ile sorumlu olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir.
2- Tüketicilerin hakları nelerdir?
Tüketicilerin araç değer kaybı halindeki hakları, Türk Borçlar Kanunu ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun‘da düzenlenmiştir. Tüketiciler, kazanın diğer tarafının kusuruna bağlı olarak araç değer kaybı tazminatı talep edebilirler.
3- Hasar sebebi nasıl tespit edilir?
Aracın değer kaybının nedenlerinin belirlenmesinde eksper büyük bir rol oynar. Eksper, aracın hasarını belirlemek ve hasarın nedenini açıklayacak bir rapor hazırlamak için gerekli olan araç incelemesini gerçekleştirirler ve hasar raporu düzenler. Bu rapor, aracın hasarını ayrıntılı bir şekilde belirleyen ve hasarın nedenlerini detaylı olarak açıklayan bir belgedir. Hasar raporunun doğru ve eksiksiz bir şekilde hazırlanması çok önemlidir. Hasar nedeninin açıkça belirlenmediği durumda, aracın değer kaybı miktarını eksik veya hatalı bir şekilde hesaplanabilir. Bu nedenle, hasarın nedeninin açıkça tespiti, tüketicinin aracın değer kaybı miktarını doğru bir şekilde hesaplamasına yardımcı olacaktır.
4- Değer kaybı tazminatının belirlenmesi
Değer kaybı tazminat tutarı, aracın hasarının ciddiyeti ve aracın yaşı gibi faktörlere göre belirlenir. Hasarın ciddiyeti arttıkça tazminat tutarı da artar. Benzer şekilde, daha eski bir araç için tazminat tutarı daha az olabilir çünkü araç zaten eski olabilir veya değeri azalmış olabilir. Bu nedenle, tazminat tutarının belirlenmesinde hasarın ciddiyeti ve aracın yaşı önemli faktörlerdendir. Ayrıca, tazminat tutarının belirlenmesinde kullanılacak olan yöntemlerin ve hesaplama formüllerinin doğru seçilmesi de önemlidir. Tüketicinin, sigorta şirketi tarafından teklif edilen tazminat tutarını kabul etmeden önce tazminat tutarının nasıl hesaplandığını ve aracın piyasa değerini etkileyen faktörleri kontrol ettirmek için uzman bir avukata ve ekspere başvurması iyi olacaktır.
5- Araç değer kaybına ilişkin yargılama süreci
Değer kaybı sigorta şirketinden talep edildiği takdirde: Değer kaybı talebinde bulunma süresi, hasarın gerçekleştiği tarihten itibaren iki yıldır. Tüketicilerin, bu süre sona ermeden önce sigorta şirketinden araç değer kaybı tazminatı talebinde bulunması gerekmektedir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da, tazminat için başlatılacak bir yasal süreç öncesinde, sigorta şirketine yazılı başvuruda bulunma zorunluluğu mevcuttur. Sigorta şirketi, bu başvuru akabinde tüketici talebini inceleyerek ödeyecek olduğu tazminat tutarını belirleyecektir. Sigorta şirketinin tazminat talebini reddetmesi durumunda veya tazminat tutarı tüketicinin talep ettiği miktardan düşük olduğunda, tüketicinin hukuki süreç başlatma hakkı vardır. Burada başlatılacak yasal süreçte asliye ticaret mahkemeleri görevli olduğu gibi sigorta tahkim komisyonuna da başvuruda bulunulabilir. Sigorta tahkim komisyonun yargılama süresi Asliye ticaret Mahkemelerinden çok kısa olduğu ve altı ay gibi bir sürede yargılama işlemini tamamladığı için daha çok tercih edilmektedir. Ancak sigorta tahkim komisyonunun yargılama yetkisinin sınırlı olduğu ve her dosyanın sigorta tahkim komisyonunda görülme ihtimalinin olmadığını da hatırlatmakta fayda var. Asliye ticaret mahkemesinin ise yargılama yetkisi çok daha geniştir. Asliye ticaret mahkemesinde dava açmaya karar verildiği takdirde, dava açmadan önce zorunlu arabuluculuk süreci olduğunu konusunda da uyarmak gerekir. Hukuki süreçte bir avukat ile çalışmak, tüketicinin haklarını savunarak tazminat talebinin kabul edilmesi veya daha yüksek bir tazminat tutarının alınması konusunda yardımcı olabilir.
6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) kapsamında hazırlamış olduğumuz diğer yazılarımız için;
İşçinin hastalanması ya da kaza geçirmesi durumunda doktor tarafından işçiye istirahat raporu verilir. İş göremezlik belgesi olarak da bilinen bu rapor, doktor tarafından verilse de bazı yasal sınırlamaları bulunmaktadır. İş Kanunu’na göre işçinin sağlığı eğer işçinin kastından veya yaşantısından ötürü bozulmuş ise bu durumda işveren işçinin işe gelmemesi nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebilir.
Bilindiği üzere, 4857 sayılı İş Kanunu’nun işverenin haklı nedenle iş sözleşmesini feshini düzenleyen 25. maddesinin II-g. bendinde “işçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi” halinde işverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan sebeplerle iş sözleşmesini işçinin işe gelmemesi nedeniyle haklı nedenle ve derhal feshedebileceği yer almaktadır.
Bahsi geçen maddede yer alan devamsızlık işçinin, kasıtlı ya da kusurlu olup olmamasına bakılmaksızın, işe gelmesinin beklendiği işgünlerinde haklı bir neden olmaksızın ve işverenden izin almaksızın “işe gelmemesi” şeklinde ifade edilebilir. Dolayısıyla, ücretsiz izin gibi sözleşmenin askıya alındığı ve işçinin işe gelmesinin gerekmediği diğer tüm hallerde devamsızlık olgusu oluşmuş sayılmayacaktır. Bu bağlamda, işçinin devamsızlığından söz edilebilmesi için, işçinin işe gelmesi beklenen sürelerde haklı bir neden olmaksızın ve işverenden izin almaksızın işçinin işe gelmemesi olması gerekmektedir. Aksi halde işçinin devamsızlığından söz edilemeyecektir.
Konuya ilişkin emsal yargı kararlarında da, işverenin, işçinin işe gelmemesi nedeniyle haklı nedenle fesih maddesinden yararlanabilmesi için; işçinin bir mazereti olup olmadığını araştırması gerektiği, işe dönmesi veya mazeretini bildirmesi için işçiye bir çağrı yapılması gerektiği, ayrıca devamsızlık durumunun işverenin en az iki şirket çalışanının imzalayacağı devamsızlık tutanağı ile yazılı şekilde ispatlaması gerektiği yönündedir.
4857 sayılı İş Kanunu’nda işçinin işe devam etmediği haller öngörülmüştür. Bunları şu şekilde örnekleyebiliriz.
İşçinin hastalık nedeniyle ardarda 3 iş günü rapor alması veya bir ayda aldığı raporların toplam 5 iş gününü geçmesi (İK 25/1)
İşçinin herhangi bir izin almaksızın ve haklı sebebi olmaksızın ardarda 2 iş günü yahut 1 ay içerisinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ay içerisinde toplam 3 iş günü devamsızlığı (İK 25/2-g)
İşçiyi işyerinde 1 haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir sebebin söz konusu olması (İK 25/3)
İşçi tutuklandığı veya gözaltına alındığı zaman bunlardan ötürü işe gelememesinin madde 17’de yer alan fesih ihbar sürelerini aşması (İK 25/4)
İşçinin devamsızlığı genel olarak kanunda bu şekilde yer almıştır. Yukarıda belirtilen devamsızlık hallerinin tamamı İş Kanunu madde 25’de yer alan, işverenin haklı nedenle işçi çıkarma yapabileceği hallerdir. Yani bu hallerde işçinin işe gelmemesi nedeniyle haklı nedenle işten çıkarılabilir. İşçinin işe gelmemesi nedeniyle işten çıkarılması sıkı usul kurallarına tabidir. Uygulamada işçinin işe gelmemesinde usul kurallarına uyulmaması sebebi ile hak kayıplarına yol açıldığı gözlemlendiğinden bu konudaki genel usul kurallarını aşağıdaki gibi olmalıdır:
Tutanaklar : İşe gelinmeyen veya iş yerinden izin almadan ayrılınan her gün için ayrı tutanak tutulur. Tutanaklara imza atacak olan bölüm müdürleri sabit olmak kaydı ile şahitlerin farklı kişiler olmasına dikkat edilmelidir. Bunun mümkün olmaması halinde ancak aynı kişilere imza attırılmalıdır.
İhtarname : İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına 2 işgünü işine devam etmemesi halinde son devamsızlık gününden itibaren 6 iş günü içerisinde önce işe başlaması veya geçerli mazeretini bildirmesi işçiye için ihtarname gönderilir. İhtarnamede işçiye verilecek olan süre genellikle 2-3 iş günü olur. 6 iş gününe dikkat etmek gerekir, bu sürenin kaçırılması halinde işçinin o günlerdeki devamsızlığı fesih sebebi olarak kullanılamaz.
İhtarnamenin tebliği ve süreler : İşçiye işe davet ve mazeret ihtarı gönderildikten sonra derhal noter ile iletişime geçip gönderilen ihtarnamenin barkod numarası alınmalı ve en geç 3-4 gün sonra gonderitakip.ptt.gov.tr adresinden tebligatın işçiye ulaşıp ulaşmadığı kontrol edilmelidir. Tebligatın işçiye tebliğ tarihinden itibaren, ihtarnamede işçiye verilen 2-3 günlük süre beklenmeli ve bu sürede işçinin işe başlamaması veya mazeretini bildirmemesi halinde çıkış işlemleri yapılmalıdır.
Çıkış işlemleri : İşçi verilen süreye rağmen işe başlamaması veya mazeretini bildirmemesi halinde, işçiye verilen sürenin sona erdiği günden itibaren 6 iş günü içerisinde,(Örneğin işe başlama veya mazeret için işçiye 2 iş günü süre verildi ise çıkış işlemleri en geç 2+6=8 iş günü sonuna kadar yapılmış olması gerekmektedir.)
İlgili Yargı Kararları : Devamsızlığın fesih sebebi olabilmesi için geçerli mazerete dayanmaması gerekir. İşverenin ücretli ya da ücretsiz olarak izin verdiği bir işçinin izin süresince işyerine gitmesi beklenemeyeceğinden, bu durumda bir devamsızlıktan söz edilemez. Ancak yıllık izin zamanını belirlemek işverenin yönetim hakkı kapsamında olduğundan, işçinin kendiliğinden ayrılması söz konusu olmaz. İşçinin yıllık iznini kullandığını belirterek işyerine gelmemesi, işverence izinli sayılmadığı sürece devamsızlık halini oluşturur. ( 9. HD 2007/ 21656 E. 2008/ 18647 K)
İşçinin işe gelmemesi her durumda işverene haklı fesih imkanı vermez. Devamsızlığın haklı bir nedene dayanması halinde, işverenin derhal ve haklı nedenle fesih imkanı bulunmamaktadır. İşçinin hastalığı, aile fertlerinden birinin ya da yakınlarının ölümü veya hastalığı, işçinin tanıklık ve bilirkişilik yapması gibi haller, işe devamsızlığı haklı kılan nedenlerdir.
Devamsızlık süresi, ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü ya da bir ayda üç işgünü olmadıkça, işverenin haklı fesih imkanı yoktur. Belirtilen işgünlerinde hiç çalışmamış olunması gerekir. Devamsızlık saatlerinin toplanması suretiyle belli bir gün sayısına ulaşılmasıyla işverenin haklı fesih imkanı doğmaz.
Devamsızlık, işçinin işine devam etmemesi halidir. İşyerine gittiği halde iş görme borcunu ifaya hiç başlamayan bir işçi devamsızlıkta bulunmuş sayılmamalıdır. İşçinin yapmakla yükümlü olduğu ödevleri hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi ayrı bir fesih nedeni olup, bu durumda 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-h bendi uyarınca değerlendirme yapılmalıdır.
Maddede geçen “bir ay” ifadesi takvim ayını değil ilk devamsızlıktan sonra geçecek olan bir ayı ifade eder. İlk devamsızlığın yapıldığı gün ayın kaçıncı günüyse takip eden ayın aynı günü bir aylık süre sona erer. Son ayda ilk devamsızlığının gerçekleştiği günün bulunmaması halinde son ayın son günü bir aylık süre dolmuş olur. Sonraki devamsızlar söz konusu ise takip eden aylık dönemler içinde değerlendirilir.( 9.HD. 2007/ 15152 2008/ 10326)
İş Kanunu 25/II-g maddesinde belirtilen tatil gününden kasıt sadece resmi tatil günleri değildir. İş sözleşmesi ile kararlaştırılmış tatil günleri de dikkate alınmalıdır. İş gününden kestedilen de işçinin çalışması gereken günlerdir. İşçi hafta tatilini hafta içinde bir gün kullanıyor, pazar günü çalışması gerekiyorsa o işçi için pazar iş günüdür.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2012/ 23462 E. 2012/ 37672 K. Sayılı kararında cumartesi yarım gün çalışılan işyerinde, yarım gün çalışılsa dahi Cumartesinin de iş günü olduğunu, Cuma ve Cumartesi devamsızlık yapan işçinin ard arda iki gün devamsızlık yapmış sayılacağına karar vermiştir. Devamsızlık yapıldığını ispat etmek işverene, mazeretin bulunduğunu ispatlamak yükümlülüğü işçiye aittir. Devamsızlık yapılan her gün için ayrı ayrı tutanak düzenlenmelidir. Devamsızlık yapılan günler için topluca tek bir tutanak düzenlenmesi halinde bu tutanağa itibar edilmemektedir. Ayrıca düzenlenen tutanakların tanıklarca da doğrulanması gerekir.
Yapılan devamsızlık nedeniyle disiplin cezası verilmiş ya da affedilmiş ise, bu devamsızlık daha sonra yapılacak fesih için haklı neden sayılamaz. İşçiye mükerrer ceza verilemez. (9.HD. 2008/ 8569-2640 E.K , 2011/ 16824-24234 E.K.)
İş Hukuku Kapsamında Hazırladığımız Diğer Çalışmalarımız;
Tüketici Hukuku’nun çok tartışılan konulardan bir tanesi tekrar gündemde. Örneğin; Trendyol, Çiçeksepeti, Amazon gibi internet siteleri (aracı hizmet sağlayıcı) üzerinden bir ürün satın aldınız. Fakat ürünün satıcısı bu hizmet sağlayıcı platformlarını kullanan 3. bir kişi. Burada aldığınız ürünün ayıplı çıkması halinde alışveriş platformu da sorumlu mudur?
Yargıtay’a göre uzunca bir süredir bu siteler sorumlu değildi. 25 Ocak 2022 tarihinde Resmi Gazete yayınlanan ve uygulamada “Çiçek Sepeti” kararı olarak bilenen karar ile Yargıtay 3. Hukuk Dairesi (2021/4000 E., 2021/11403 K.) aracı hizmet sağlayıcıların malın ayıplı çıkmasından kaynaklı olarak sorumlu tutulamayacağına karar vermiştir.
Karara konu olayda, tüketici, Çiçeksepeti üzerinden satın aldığı paketi açtığında içerisinde sigara izmariti bulması üzerine bedel iadesi talebiyle tüketici hakem heyetine başvurmuştur. Hakem heyeti, tüketici lehine karar vermiş ancak Çiçeksepeti, kararın iptali için mahkemeye başvurmuştur. Mahkeme, hakem heyeti kararının yerinde olduğunu belirterek davanın reddine karar vermiştir. Bunun üzerine Adalet Bakanlığı, kararın kanun yararına bozulması talebiyle Yargıtay’a başvurmuştur. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, konuyu değerlendirirken, Çiçeksepeti’nin bir aracı hizmet sağlayıcı olduğunu ve satıcının ‘Duman Pastanesi’ olduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle, Çiçeksepeti’nin ayıplı mal durumundan sorumlu olmadığına karar vermiştir. İlgili yönetmeliğe göre, aracı hizmet sağlayıcı olan Çiçeksepeti’nin içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı faaliyetleri araştırmakla yükümlü olmadığı ifade ededilmiştir.
Öte yandan son tarihli 09 Haziran 2023 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2022/3467 E., 2022/6446 K.) kararı ile Aracı Hizmet Sağlayıcı internet sitelerinin sorumluluğu tekrar gündeme geldi. Bu yeni kararda, tüketiciye gönderilen bir televizyonun kırık olarak teslim edilmesi durumunda alışveriş platformunun sorumlu tutulabileceğini belirtildi. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, internet alışveriş platformlarının, satıcı olmasa da tüketiciyle doğrudan muhatap olduklarını ve tüketici tarafından yapılan ödemeyi tahsil ettiklerini göz önünde bulundurarak, ayıplı mal durumunda satıcıyla birlikte sorumluluk taşıdıklarını vurgulandı.
İlgili Yargıtay kararında 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ‘un 48/(5) maddesi dayanak gösterilmiş ve internet ortamında oluşturdukları sistem üzerinden satıcı veya sağlayıcıların mal ve hizmet satışına aracılık edenlerin oluşturdukları sistem çerçevesinde satıcı veya sağlayıcıların mal veya hizmetlerinin mesafeli yöntemle tüketicilere ulaşmasına aracılık etmekte oldukları, aynı zamanda satıcı veya sağlayıcı adına tüketiciden mal veya hizmetlerin bedelini de tahsil ettikleri ifade edilmiş. Bu itibarla davalı taraf elektronik aracı hizmet sağlayıcı olarak sorumlu olduğuna yer verilmiştir.
Bu iki kararı karşılaştırdığımızda, Çiçeksepeti kararında alışveriş platformunun aracı hizmet sağlayıcı olarak kabul edilmesiyle sorumluluğun reddedildiği, ancak yeni tarihli Yargıtay kararında ise alışveriş platformlarının satıcı adına bedeli tahsil etmekte olduğu da gözetilerek sorumluluğunun kabul edildiği görülmektedir. Yargıtay’ın yeni kararıyla birlikte daha adil bir yaklaşım benimsendiği kanaatindeyim, zira 6502 ile esas olan tüketicinin korunmasıdır. Burada tüketicinin tüm alışveriş sürecinde muhatap aldığı alışveriş platformunun aradan çekilerek ne adresi ne kimliği alışveriş esnasında bilinmeyen satıcıyı sorumlu olarak işaret etmek, uygulamada tüketici açısından yüksek mağduriyet yaratmakta ve seçimlik hakların kullanımını oldukça güç hale getirmektedir. Umut ediyorum ki, Yargıtay uygulaması son güncel karar üzerinden devam eder ve alışveriş platformlarının sorumlu kabul edilmesi ile tüketici mağduriyetlerinin biraz da olsa önü kesilir.
6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) kapsamında hazırlamış olduğumuz diğer yazılarımız için;
Kooperatiflerin Ticari Şirketlerden Farkları Nelerdir? – İzmir Avukat
Kooperatif, bir araya gelen insanların ortak ihtiyaçlarını karşılamak, ekonomik ve sosyal kalkınmayı desteklemek amacıyla kurulan, demokratik bir yönetimle işleyen özel hukuk düzenlemelerine tabi bir işletmedir.
Kooperatif kuruluşu nasıl gerçekleştirilir?
Kooperatifin kurulması için öncelikle kurulacak kooperatifin amacı net bir şekilde belirlenmelidir. Hangi alanda faaliyet göstereceği ve hangi hizmeti veya malı sunacağı açıkça ifade edilmelidir. Kooperatifin kurulabilmesi için en az 7 gerçek veya tüzel kişiye ihtiyaç bulunmaktadır. Bu kişiler, kooperatifin kuruluşunda aktif rol alacak ve ortaklık haklarına sahip olacak kişilerdir. Kurucu üyeler tarafından ileride meydana gelebilecek muhtemel uyuşmazlıkların önüne geçebilmek için mutlaka bir ana sözleşmesi hazırlanmalıdır. Burada kooperatifin adı, amacı, adresi, ortaklık hakları, yönetim organları ve diğer önemli kurallara yer verilecektir.Kooperatifin tescil işlemi tamamlandıktan ve yönetim organları oluşturulduktan sonra faaliyetlere başlanabilir.
Kooperatiflerin hukuki statüsü nedir?
Türkiye’de kooperatifler, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu ile düzenlenmektedir. Bu kanun, kooperatiflerin kuruluşu, işleyişi, yönetimi, denetimi ve diğer konularını düzenleyerek, kooperatiflerin hukuki statüsünü belirlemektedir.
Kooperatiflerde ortakların sahip oldukları haklar nelerdir?
Her ortak, kooperatifin yönetimine katılma hakkına sahiptir. Ortaklar, genel kurulda eşit oy hakkına sahiptirler ve önemli kararları birlikte alırlar. Oy hakkı, kooperatifin yönetimine katılma ve karar süreçlerine etki etme imkânı sağlar. Kooperatifin elde ettiği gelirlerden, ortaklara kâr payı dağıtılabilir. Kâr payı, ortakların kooperatifin başarısından pay almasını sağlar. Kâr payının dağıtımı genellikle ortaklık paylarına göre yapılır. Ortaklar, kooperatifin faaliyetleri ve mali durumu hakkında bilgi alma hakkına sahiptir. Kooperatif, ortaklara faaliyet raporları, mali tablolar ve diğer önemli bilgileri sağlamakla yükümlüdür.
Kooperatiflerin Limited ve Anonim Şirketlerden farkları nelerdir?
Kooperatifler, ortakların ortak ihtiyaçlarını karşılamak, ekonomik ve sosyal kalkınmayı desteklemek amacıyla kurulurlar. Limited ve anonim şirketler ise kar amacı güden ticari işletmelerdir. Kooperatifler, ortaklarının refahını artırmak için çalışırken, limited/anonim şirketler genellikle kar elde etmeyi hedefler. Kooperatiflerde yönetim, ortakların demokratik katılımıyla gerçekleşir. Her ortak, genel kurulda eşit oy hakkına sahiptir ve önemli kararlar birlikte alınır. Limited ve anonim şirketlerde ise yönetim, genellikle hisse sahiplerinin oy oranına göre belirlenir. Hisse sahiplerinin oy gücü, sahip oldukları hisse miktarına bağlıdır. Kooperatiflerde elde edilen karlar, ortaklara sermayelerinden dolayı değil ortağın kooperatif ile yaptığı ticari işlemler oranında verilir. Limited ve anonim şirketlerde ise kar, hisse sahipleri arasında hisse oranlarına göre dağıtılır. Kooperatifler, özel hukuk düzenlemelerine tabi olan işletmelerdir. Türkiye’de kooperatiflerin hukuki statüsü 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu ile düzenlenmektedir. Limited ve anonim şirketler ise Türk Ticaret Kanunu’na tabi olan ticari işletmelerdir. Bu farklılıklar, kooperatiflerin dayanışma ve iş birliği prensiplerine dayanan özel bir işletme modeli olduğunu gösterirken, Limited ve anonim şirketlerin ise daha ticari ve kar odaklı bir yapıya sahip olduğunu yansıtmaktadır.
Bu haftaki yazımızı biraz daha farklı bir konuda hazırlamak istedim. Hukuk dili ve gündemi bazen yoğun veya sıkıcı gelebilir. Ama aslında hukuk hayatımızın her alanında; ilişkilerimizi ve alışkanlıklarımızı düzenliyor.
Hepimiz özellikle tarih derslerimizden tekke ve zaviyelerin kapatılmasını anımsıyoruzdur. Peki, söz konusu uygulamaların kaldırılmasına ilişkin kanunun halen yürürlükte olduğunu ve günümüzde birçok kimseler tarafından farkında olmadan ihlal edilmeye devam edildiğini biliyor muydunuz?
677 sayılı 30/11/1925 tarihli Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine Ve Türbedarlıklar İle Bir Takım Unvanların Men Ve İlgasına Dair Kanun ile 1925 sayısında tekke ve zaviyeler kapatılmıştır. Söz konusu kanun ile bunların yanı sıra şehlik, der mevzuası dairesinde vişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak gibi eylemler de yasaklanmıştır. Söz konusu yasaklı işleri gerçekleştiren kimseler hakkında ise kanunda açıkça üç aydan eksik olmamak üzere hapis cezası öngörülme ve bunun yanı sıra para cezasına hükmedileceği düzenlenmiştir. Ve bu kanun halen yürürlüktedir.
Konuya ilişkin olarak birçok yerel mahkeme ve Yargıtay kararı da mevcut olup; her ne kadar sıklıkla ihlal edilmekte ise de olası bir ceza soruşturması neticesinde bu fiilleri gerçekleştirmekte olan kişilerin ceza ile karşı karşılaşabilecek olduğu açıktır.
Örneğin Yargıtay bir kararında; toplum içerisinde “üfürükçü hoca” olarak bilinen bir kişinin, bu çerçevede gelen müşterileri okuyup, üfleyerek ve büyü yaparak tedavi edeceğini söyleyerek para aldığı, müşterilerinin çocuklarının olmasının yolunu bulmak amacıyla bu kişiye müracaat ettikleri, sahte hocanın önce müşterilerine üzerlerinde büyü bulunduğunu söyleyip başlarına gelecek hususlar bakımından haber verdiği, yine sahte “hoca” tarafından katılanlarda ve çocuklarında büyü bulunduğu ve akıbetlerinin kötü sonla biteceğini söyleyerek bunları para karşılığı yapacağı iğne, kullanacakları ilaç, uyguladığı merhem ve benzeri şeylerle sonlandıracağının belirtip katılanları aldattığı olayda zincirleme olacak şekilde dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçu ile 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanunu’nun ilgili maddesine muhalefet suçunu işlediği kabul edilmiştir.
Siz siz olun yine de bilimden, sağ duyudan sapmayın. Hadi olmaz ama, bir baktınız olmaz oldu sizin de yolunuz düştü veya bu tarz faaliyetler ile iştigal etmeye karar verdiniz ise bunların cezasının olduğunu da bilin.
Vekaletsiz işgörme, işgören kişinin herhangi bir temsil yetkisi, sorumluluğu veya yükümlülüğü olmamasına karşılık iş sahibi kimse adına veya yerine bir işi gerçekleştirmesi olarak tanımlanabilir. Örneğin başkasının duvarını, o kişinin haberi ve talebi olmaksızın onaran kişi bu duruma örnek gösterilebilir.
Vekaletsiz İşgörme, yasal mevzuatımızda Türk Borçlar Kanunu Madde 526 ve devamında düzenlenmiştir.
Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlüdür. (Madde 526)
Vekaletsiz İşgörmenin Türleri Nelerdir?
Vekaletsiz işgörme, doktrinde genellikle gerçek vekaletsiz işgörme ve gerçek olmayan vekaletsiz işgörme olarak iki başlık altında incelenmektedir. Gerçek vekâletsiz işgörme, caiz ve caiz olmayan olmak üzere; gerçek olmayan vekâletsiz işgörme ise iyiniyetli ve kötüniyetli olarak yine kendi içlerinde ikiye ayrılmaktadır.
Gerçek Vekaletsiz İşgörme
Caiz İşgören yetkili veya yükümlü olmaksızın işsahibi için gerekli olan bir işi onun menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görürse, bunun yanında işgörme fiili iş sahibinin geçerli bir yasaklamasına da aykırı değilse caiz gerçek vekâletsiz işgörmenin varlığından bahsedilir.
Caiz Olmayan İşgörenin müdahalesi işsahibinin menfaati için gerekli değilse veya işsahibinin geçerli bir yasaklamasına rağmen işgören müdahalede bulunmuşsa bu durumda caiz olmayan gerçek vekâletsiz işgörme söz konusu olur.
Gerçek Olmayan Vekaletsiz İşgörme
İyiniyetli Bir başkasının hukuk alanına müdahale ettiğini bilmeyen veya bilmek zorunda olmayan işgörenin, bu işgörme dolayısıyla kendisine yarar sağlaması halinde ise iyiniyetli gerçek olmayan vekâletsiz işgörme söz konusu olur.
Kötüniyetli İşgörenin bir başkasının hukuk alanına müdahale ederek onun işini haksız bir surette kötüniyetli olarak kendi menfaatine görmesine kötüniyetli gerçek olmayan vekâletsiz işgörme denir.
Sorumluluk
Kanun kapsamında vekaletsiz işgören kimse öncelikle her türlü ihmal ve ayıbından sorumlu tutulmakta olup; bu kurala bir takım istisnalar getirilmiştir.
Vekâletsiz işgören, her türlü ihmalinden sorumludur. Ancak, işgören bu işi, işsahibinin karşılaştığı zararı veya zarar tehlikesini gidermek üzere yapmışsa, sorumluluğu daha hafif olarak değerlendirilir. İşgören, işsahibinin açıkça veya örtülü olarak yasaklamış olmasına karşın bu işi yapmışsa ve işsahibinin yasaklaması da hukuka veya ahlaka aykırı değilse, beklenmedik hâlden de sorumlu olur. Ancak, işgören o işi yapmamış olsaydı bile, bu zararın beklenmedik hâl sonucunda gerçekleşeceğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur. (Madde 527)
İşgörenin Ehliyetsizliği
İşgören, sözleşme ehliyetinden yoksunsa, yaptığı işlemden ancak zenginleştiği ölçüde veya iyiniyetli olmaksızın elinden çıkardığı zenginleşme miktarıyla sorumlu olur. Haksız fiillerden doğan daha kapsamlı sorumluluk saklıdır. (Madde 528)
İşin İşsahibinin Menfaatine Yapılması Hâlinde
İşsahibi, işin kendi menfaatine yapılması hâlinde, işgörenin, durumun gereğine göre zorunlu ve yararlı bulunan bütün masrafları faiziyle ödemek ve gördüğü iş dolayısıyla üstlendiği edimleri ifa etmek ve hâkimin takdir edeceği zararı gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm, umulan sonuç gerçekleşmemiş olsa bile, işi yaparken gereken özeni göstermiş olan işgören hakkında da uygulanır. İşgören, yapmış olduğu giderleri alamadığı takdirde, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ayırıp alma hakkına sahiptir. (Madde 529)
İşin İşgörenin Menfaatine Yapılması Hâlinde
İşsahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, işgörenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. (Madde 530)
İşin İşsahibi Tarafından Uygun Bulunması Hâlinde
Vekaletsiz olarak gerçekleştirilen işin, iş sahibi kişi tarafından kabul edilmesi durumunda iş sanki iş sahibi tarafından talep edilmiş gibi hareket edilir ve kanunlarda düzenlenen vekalet hükümleri uygulanır. (Madde 531)
Kaynakça Türk Borçlar Kanunu Vekaletsiz İşgörme – Ümmühan KAYA, Doktora Tezi (Ankara 2020)
Trafik Kazası Görüntülerinin Toplanması – İzmir Avukat
Trafik kazasına ilişkin kaza görüntülerinin elde edilmesinin farklı yönetmeleri olabilmekle birlikte, özellikle kamera kayıtlarının belirili bir tarih sonrasında imha edildiği gözetilerek ivedilikle tamamlanması gerekiyor. Burada delil tespiti talep eden kişinin, bu delillerin elde edilmesinde hukuki bir yararının olduğunun açıkça ortaya konulması gerekiyor.
Delil Tespit İçin Görevli ve Yetkili Mahkeme
Burada kayıtları elde etmek isteyen kişilerce kazanın gerçekleştiği yer sulh hukuk mahkemesinde bir delil tespit dosyası açarak kayıtların mahkeme eli ile toplanmasını talep edilebilir.
Delil Tespit Süreci Ne Kadar Sürer?
Uygulamada genellikle bir hafta içerisinde sonuçlanmakta olan delil tespit dosyalarında sürecini daha fazla hızlandırmak için mahkemeden elden takip yetkisi alınarak bu süreç yürütülebilir.
Kamera Görüntüleri
Burada mahkemeye yapılacak tespit talebinde hangi kurumlardan kamera kayıtlarının elde edilebilmesi için olay yerini gören kameraların ve bunların ait oldukları kurumların tespiti de önem taşıyor. Kaza süreçlerinde özellikle KGYS (eski adı ile MOBESE) kayıtlarının ilgili Emniyet Müdürlüğü’nden celbi talep edilebilir.
Burada süreçlere hakim bir avukat aracılığı ile görüntü kayıtlarının elde edilmesi ileride açılması muhtemel tazminat veya ceza davalarında oldukça önem teşkil edecek ve genellikle gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlayarak davanın gidişatına yüksek oranda etki edecektir.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 106- (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. (2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. (3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.
Markanın Kullanmama Sebebi İle İptali – İzmir Avukat
Ticari hayatın devamlılığının sağlanabilmesi adına kullanılmayan markanın iptali Sinai Mülkiyet Kanunu Madde 9 ile açıkça düzenlenmiştir. Böylece kanun koyucu tarafından daha sonra “ileride belki lazım olur” anlayışı ile tescil olunan yedek markaların birikmesinin önüne geçmek istemiştir.
6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Madde 9- (1) Tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından marka sahibi tarafından Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına beş yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verilir. (2) Aşağıda belirtilen durumlar da birinci fıkra anlamında markayı kullanma kabul edilir: a) Markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması. b) Markanın sadece ihracat amacıyla mal veya ambalajlarında kullanılması. (3) Markanın, marka sahibinin izni ile kullanılması da marka sahibi tarafından kullanım olarak kabul edilir.
Madde 26- (1) Aşağıdaki hâllerde talep üzerine Kurum tarafından markanın iptaline karar verilir: a) 9 uncu maddenin birinci fıkrasında belirtilen hâllerin mevcut olması…
Sinai Mülkiyet Kanunu Madde 9’un gerekçesinde de “markanın, tescil edildiği mal veya hizmetlerle ilgili olarak kullanılması gereğine açıkça işaret edilmiştir. Ancak maddede söz konusu olan kullanım, markanın tescil edildiği amaç dahilinde, işlevine uygun, yani ticari hayatın içinde, markanın fonksiyonlarının yerine getirilmesi için Türkiye’de kullanımıdır. İngilizcede “genuine use” biçiminde tarif edilen bu kullanım, doktrin ve içtihatta “ciddi biçimde kullanım” olarak yerleşmiştir Bu nedenle sırf üçüncü kişilerin markayı iptal ettirmesini önlemek amacıyla, markanın evraklar veya ilanlar aracılığıyla kullanılması ve benzeri durumlar madde kapsamında kullanım olarak mütalaa edilmeyecektir.” ifadelerine yer verilerek ilgili düzenlemenin amacı ve koşulları açıklanmıştır.
Ciddi Kullanım Nedir?
Ciddi kullanıma ilişkin Türk Patent ve Marka Kurumu Kullanım İspatı Kılavuzu incelendiğinde, ciddi kullanımın kabul edilebilmesi için gerekli unsurların belirlenmiş olduğu görülmektedir Bunlar;
Markanın ciddi kullanımı, markanın fiilen kullanımını gerektirmektedir. Dolayısıyla, tek amacı markadan kaynaklanan hakları sürdürmek olan simgesel kullanım ciddi kullanım olarak kabul edilemez.
Bir markanın ciddi kullanımı, markanın esas işlevine, yani tescile konu malların veya hizmetlerin kaynağını ayırt etme işlevine uygun biçimde gerçekleştirilmelidir.
Ciddi kullanım, kullanımı gerçekleştiren işletmenin kendi içindeki kullanımı değil, markanın kapsamında yer alan malların veya hizmetlerin piyasadaki kullanımını (ticari etki oluşturacak kullanımı) gerektirir.
Ciddi kullanım halihazırda piyasaya sürülmüş veya piyasaya sürülmek üzere olan ve bunun için reklam kampanyaları hazırlanarak müşterilere ulaştırılmış mallara veya hizmetlere ilişkin olmalıdır.
Bir markanın kullanımının ciddi kullanım olup olmadığı değerlendirilirken, markanın ticari kullanımını oluşturan tüm faktörler ve durumlar dikkate alınmalıdır. (Markanın ticari kıymetinin gerçek olup olmadığı, özellikle bu kullanımın ilgili ticari sektörde mallar ve hizmetler için pazar oluşturma veya pazar payı yaratma etkileri sağlayabilecek kullanım olarak görülüp görülemeyeceği, vb.)
İnceleme konusu vakanın kendi şartları, diğerlerinin yanı sıra, incelenen malların ve hizmetlerin niteliğine, ilgili piyasanın özelliklerine, markanın kullanım sıklığına ve ölçüsüne önem verilmesini gerektirebilir.
Kullanmama sebebi ile markanın iptaline ilişkin davalarda, markanın Türkiye’de ciddi bir şekilde kullanıldığını davalı şirket tarafından ispat edilmesi gerekmektedir.
Konuya ilişkin kemikleşmiş Yargıtay kararları da bu doğrultuda olup; bir takım örneklere yer vermek gerekir ise;
Tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak için web sitemizde çerezleri kullanıyoruz. “Tümünü Kabul Et” seçeneğine tıklayarak TÜM çerezlerin kullanımına izin vermiş olursunuz. Ancak, kontrollü bir onay vermek için "Çerez Ayarları"nı ziyaret edebilirsiniz.
Bu web sitesi, siz sitemizde gezinirken deneyiminizi geliştirmek için çerezlerden faydalanır. Bunlardan gerekli olarak sınıflandırılan çerezler, web sitesinin temel işlevlerinin çalışması için gerekli olduğu için tarayıcınızda saklanır. İnternet sitemizi nasıl kullandığınızı analiz etmemize ve anlamamıza yardımcı olan üçüncü taraf çerezlerinden de faydalanmaktayız. Bu çerezler yalnızca sizin izniniz ile sizin tarayıcınızda saklanacaktır. Ayrıca bu çerezleri devre dışı bırakma seçeneğiniz de mevcuttur. Ancak bu çerezlerden bazılarını devre dışı bırakmak, tarama deneyiminizi etkileyebilir.
Web sitesinin düzgün çalışması için gerekli çerezler kesinlikle gereklidir. Bu çerezler, web sitesinin temel işlevlerini ve güvenlik özelliklerini anonim olarak sağlar.
Çerez
Süre
Açıklama
cookielawinfo-checkbox-advertisement
1 year
GDPR Çerez İzni eklentisi tarafından belirlenen bu çerez, "Reklam" kategorisindeki çerezler için kullanıcı onayını kaydetmek için kullanılır.
cookielawinfo-checkbox-analytics
11 months
Bu çerez, GDPR Çerez İzni eklentisi tarafından ayarlanır. Çerezler, "Analitik" kategorisindeki çerezler için kullanıcı onayını saklamak için kullanılır.
cookielawinfo-checkbox-functional
11 months
Bu çerez, GDPR Çerez İzni eklentisi tarafından ayarlanır. Çerezler, "İşlevsel" kategorisindeki çerezler için kullanıcı onayını saklamak için kullanılır.
cookielawinfo-checkbox-necessary
11 months
Bu çerez, GDPR Çerez İzni eklentisi tarafından ayarlanır. Çerezler, "Zorunlu" kategorisindeki çerezler için kullanıcı onayını saklamak için kullanılır.
cookielawinfo-checkbox-others
11 months
Bu çerez, GDPR Çerez İzni eklentisi tarafından ayarlanır. Çerezler, "Diğer" kategorisindeki çerezler için kullanıcı onayını saklamak için kullanılır.
cookielawinfo-checkbox-performance
11 months
Bu çerez, GDPR Çerez İzni eklentisi tarafından ayarlanır. Çerezler, "Performans" kategorisindeki çerezler için kullanıcı onayını saklamak için kullanılır.
CookieLawInfoConsent
1 year
İlgili kategorinin varsayılan düğme durumunu ve CCPA durumunu kaydeder. Yalnızca birincil çerez ile koordineli olarak çalışır.
viewed_cookie_policy
11 months
Çerez, GDPR Çerez İzni eklentisi tarafından ayarlanır ve kullanıcının çerez kullanımına izin verip vermediğini saklamak için kullanılır. Herhangi bir kişisel veri saklamaz.
İşlevsel çerezler, web sitesinin içeriğinin sosyal medya platformlarında paylaşılması, geri bildirimlerin toplanması ve diğer üçüncü taraf özellikleri gibi belirli işlevlerin yerine getirilmesine yardımcı olur.
Performans çerezleri, ziyaretçiler için daha iyi bir kullanıcı deneyimi sunmaya yardımcı olan web sitesinin temel performans indekslerini anlamak ve analiz etmek için kullanılır.
Çerez
Süre
Açıklama
spu_conversion_7750
7 gün
Bu çerez, WP POPUPS eklentisi tarafından ayarlanır. İnternet sitesi ziyaretçilerine yönelik aydınlatma metni sayfasında yer alan pop-up'ın kapatılıp kapatılmadığını takip eder.
spu_conversion_7751
7 gün
Bu çerez, WP POPUPS eklentisi tarafından ayarlanır. Hizmet alan kişilere yönelik aydınlatma metni sayfasında yer alan pop-up'ın kapatılıp kapatılmadığını takip eder.
spu_conversion_7752
7 gün
Bu çerez, WP POPUPS eklentisi tarafından ayarlanır. Çalışan adaylarına yönelik aydınlatma metni sayfasında yer alan pop-up'ın kapatılıp kapatılmadığını takip eder.
Analitik çerezler, ziyaretçilerin web sitesiyle nasıl etkileşime girdiğini anlamak için kullanılır. Bu çerezler, ziyaretçi sayısı, hemen çıkma oranı, trafik kaynağı vb. ölçümler hakkında bilgi sağlamaya yardımcı olur.
Çerez
Süre
Açıklama
_ga
2 Yıl
Google Analytics tarafından yüklenen _ga çerezi, ziyaretçi, oturum ve kampanya verilerini hesaplar ve ayrıca sitenin analiz raporu için site kullanımını takip eder. Çerez, bilgileri anonim olarak saklar ve benzersiz ziyaretçileri tanımak için rastgele oluşturulmuş bir sayı atar.
_ga_5TB63MEG1H
2 yıl
Bu çerez, Google Analytics tarafından yüklenir.
CONSENT
2 years
YouTube, bu çerezi gömülü youtube videoları aracılığıyla ayarlar ve anonim istatistiksel verileri kaydeder.
Reklam çerezleri, ziyaretçilere alakalı reklamlar ve pazarlama kampanyaları sağlamak için kullanılır. Bu çerezler, web sitelerinde ziyaretçileri izler ve özelleştirilmiş reklamlar sağlamak için bilgi toplar.
Çerez
Süre
Açıklama
VISITOR_INFO1_LIVE
5 months 27 days
Kullanıcının yeni veya eski oynatıcı arayüzünü alıp almayacağını belirleyen bant genişliğini ölçmek için YouTube tarafından ayarlanan bir çerez.
YSC
session
YSC çerezi, Youtube tarafından ayarlanır ve Youtube sayfalarındaki gömülü videoların görüntülenmelerini takip etmek için kullanılır.
yt-remote-connected-devices
never
YouTube, bu çerezi, gömülü YouTube videosunu kullanan kullanıcının video tercihlerini depolamak için ayarlar.
yt-remote-device-id
never
Gömülü YouTube videosunu kullanarak kullanıcının video oynatıcı tercihlerini saklar